SÜRÜ DEĞİL KATILIMCI YÖNETİLEN OLMAK, İSLÂM’IN GEREĞİDİR
Her bir âyetinin, yaşanılan dönemin penceresinden bakılarak değerlendirilmesi gereken Kur'ân'ımızın Bakara suresinin 104. âyetinde şöyle buyurulmaktadır:
“(Yöneticilerinize)
bizi sürü olarak yönet demeyin. Bizimle ilgili geliştirici ciddi kararlar al, deyin. (Sonra da size verilen görev yükleyici emirleri-yasakları)
dinleyip uygulayın. Hiç şüphesiz Allah’ın insan üzerindeki egemenliğini tanımayarak/ insanı insan üzerinde tanrılaştırarak sürüleşenlere acı verici bir azap vardır.” (Bütün Kur’ân âyetleri gibi bu âyet de evrensel mesaj niteliği dikkate alınarak meallendirilmelidir. Aşağıda yapılan açıklamalar ışığında tarafımızdan da böyle yapılmıştır. “Râi” mufaale babından emir olup kök anlamı sürü gütmekle irtibatlıdır. “Unzur” sülasiden emirdir. Bu fiil Neml sûresinin 33. ve Haşr sûresinin 18. âyetindeki kullanımla manalandırılmalıdır. “Kâfir” sözcüğünün Allah’ın yaratıcı ve yasa koyucu egemenliğini örtmek anlamında olduğu da hatırlanmalıdır. Bu nükte için bak. Elmalılı Hamdi,
Hak Dini Kuran Dili, Bakara 104)
Rabbimiz tarafından toplumsal hayat sürmeye kodlanan insanlar için yönetmek ve yönetilmek tabii bir olgudur. Ancak yönetmek ve yönetilmek insana özgü bir yücelikte olmalıdır. Çünkü sürüleştirerek yönetmek ilkellere, sürüleştirilerek yönetilmek hayvanlara özgüdür.
İslâm’ın Değiştirilemezlerini Hayatın Merkezine Almakİnsana özgü bir şekilde yönetilebilmek için, öncelikli olarak insanın yaşam prospektüsü olan İslâm Dini’nin yönetimle ilgili kurallarının uygulanması lazımdır. Bunun için de âdil şartlar içinde liyakatlilerin şûra yöntemiyle seçilmeleri gerekir. Yetkilendirilecek yöneticilerin de Yaradan’ımızın bildirdiği değiştirilemezleri hayatın merkezine alarak yönetim oluşturmaları zarûridir.
Konumuzun özünü teşkil eden değiştirilemezleri şöylece özetleyebiliriz:
“Allah’ın egemenliği bütün ferdî ve toplumsal egemenliklerin üstündedir. Renk ve dil farklılıkları içinde insanlar insan olarak hür ve de eşit haklara sahip olarak doğarlar. Üstünlük Allah’a imanda ve O’nun buyruklarına göre yaşamadadır.Allah’a açık isyan ve insan hakları ve özgürlüklerine tecavüz eylemleri dışında hürriyetler sınırlandırılamaz. Can-mal-mesken dokunulmazlığı, vicdan ve din hürriyeti, örgütlenme, öğretim, seçme ve seçilme hakları gibi temel haklar ve özgürlükler, Allah’ın verdiği, savunulması gereken görev nitelikli çiğnenemez değerlerdir.İnsanlara zulüm ve canlılara işkence yasaktır. Vahyî ve vahiyle bağlantılı aklî yasalar herkesi bağlar. Akitlere ve sözleşmelere bağlılık görevdir. Cezalar şahsîdir. Yargı kararıyla suça bire bir ceza yöntemi olan kısas ilkedir. Barış esastır. Toplumsal hayatın kaynağı ve nesillenmenin yöntemi, nikâh akdine dayalı aile düzenidir. Miras haktır. İnsan öldürme, zina, zina iftirası, hırsızlık ve meşrû yönetime silahlı başkaldırı cezaî müeyyideli yasaklardır. Bu ilâhî yasakların yanı sıra inançlara baskı, içki, kumar, faiz, rüşvet, zulüm ve iftira gibi haramlar-yasaklar meşrulaştırılamaz fiillerdir. İnancı ne olursa olsun saldırgan olmayan herkese adâletli ve ikramkâr olmak ahlâkî görevdir.Hayatın amacı, bu temel buyruklar-düsturlar ve namaz, oruç, hac gibi özel ibadetler çizgisinde kulluk bilinci içinde yaşayarak ebedî hayatın mutluluğuna ermektir.”Yaratıcımız olan Yüce Allah tarafından konulan bu değiştirilemez yönetici kurallar, insanların sürüleştirilmesini engelleyecek fazilet ölçüleridir. Bu ölçüleri hayatın merkezine alarak oluşturulacak akılcı yönetimin, ayrıcalıkları kaldıracağı, yönetilen insanları hukukun üstünlüğüne dayalı bir eşitlik içinde organize edip geliştireceği açıktır. Çünkü bu değiştirilemezler bütün insanları kuşatıcıdır. Çünkü onlara, değil askerî rical, sermaye sahipleri ve insanlar tarafından seçilmiş yöneticiler, Rabbimizin seçtiği insanlık önderi Hz. Muhammed dahi kayıtsız şartsız uymakla yükümlü tutulmuştur. Câsiye sûresinin 18. âyetinde Rabbimiz O’na şöyle buyurur:
“Biz seni bir şeriatla yükümlü kıldık. O hâlde sen o şeriatı izle. Hakikati bilmeyenlerin boş arzu ve heveslerine uyma.”
Katılımcı Yönetilen Olmakİnsanca yönetilmenin bir şartı da katılımcı yönetilen olmaktır. Bunun anlamı yönetilirken yönetimi izleyerek gerektiğinde faydalılara çağırmak ve zararlılardan sakındırmak olduğu kadar, kendimize yönetici kıldıklarımızı da yönetilmek istediğimiz gibi yönetmektir. Çünkü Sevgili Peygamberimiz İslâm Dini’ni “nasîhat” olarak nitelendirdiği sözlerinde, yöneticilerin “Kur’ânî ve Nebevî ölçülerle akıl ve ilim verilerine” uymaya çağrılmalarının gerekliliğini açıklamıştır. (Tirmizî, Birr 17) Yönetilenlerin sorumluluk alanlarının yöneticileri olduklarını da şöylece duyurmuşlardır:
“Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir memurlarının çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve hepiniz idare ettiklerinizden sorumlusunuz.” (Buhârî, Cuma 11. Mutlak yönetim Allah’ın ve O’nun buyruklarınındır. Mecazi bir üslûp içeren hadisimizin ana mesajı, insanların hem yöneten, hem de yönetilen olduğu hakikatidir)
Dinleyip UygulamakSürü olarak değil de katılımcı yönetilen olarak insanca yönetilmenin bir diğer önemli şartı da değiştirilemez nitelikli vahiy kuralları ve akıl-ilim verilerine göre yönetilirken bu kaynaklara bağlı olarak oluşturulacak yasaları ve meşrû yönetim buyruklarını uygulamak üzere dinlemektir. Bunun içindir ki Yüce Rabbimiz açıklamalarımızın omurgasını oluşturan anlamını sunduğumuz Bakara sûresinin 104. âyetinde
“(Sonra da size verilen görev yükleyici emirleri ve yasakları) dinleyip uygulayın.” buyurmuştur.
Bilinen bir gerçektir ki yönetilen olarak kendileri meşrû kurallara uymayanlar, keyfî kurallara veya yasal fakat hukuk dışı kurallara göre yönetilirler. Hakikat çizgisini izleyen yöneticilerin başarısı, yönetilenlerin kurallara uyucu katılımcılar olmalarına bağlı olduğu içindir ki Rabbimiz özelde yöneticilere şöylece dua etmelerini öğütlemiştir:
“(Allah’ım!) Bizi muttakilere, yani sana ve yaratıklarına karşı sorumluluk duyan ve sorumluluklarının gereğini yapan insanlara yönetici kıl.” (Furkan 74)
Sürüleşme Görünümüne de Karşı ÇıkmakYüce Rabbimizin en güzel kıvamda yarattığı ve Ruhundan değerler kattığı varlık olarak değil sürüleştirilmeye, sürüleştirilme çağrışımlarını yaptıracak dış görünümlere de karşı çıkmakla mükellefiz. Çünkü Şanlı Peygamberimiz, Kâbe’yi tavaf ederken eline bağlanılan iple çekilerek tavaf ettirilen bir kişiyi gördüğünde ipi bizzat eliyle kesmiş ve ipi çeken kişiye
“Onu elinden tutarak tavaf ettir.” (Buhârî, Hac 65, Hn. 1620) buyurmuştur.
Sürüleşmeye Onay Vermenin Kâfirlik Olduğunu BilmekAllah’ın insan üzerindeki yol gösterici ve yasa koyucu egemenliğine ve bunun tabii sonucu olan değiştirilemez ilâhî kuralların varlığına inanmayanlar, Kur’ân’ın kâfirler olarak nitelediği ve elem verici azaba uğrayacaklarını bildirdiği insanlardır. (Nahl 9; En‘âm 91; Bakara 104) Bu gibi insanlar aklın nihaî ürünü olan demokratik bir hukuk düzeni içinde yaşamış olsalar dahi sürüleşmekten korunamazlar. Çünkü güçlü ve organizeli çıkar grupları, yönlendirdikleri çoğunluklara ve parlamentolara her dönemde insanları manen sürüleştirecek sömürü düzenlerini kurdurmuşlardır. Bundan sonra da kurduracaklardır. Çünkü önlerinde İslâm’ın değiştirilemezleri gibi aşılamaz kutsallar yoktur.
Sürüleşmeyi Saygı ve İtaatten AyırmakBurada değinilmesi gereken bir husus da saygıyı, itaati, disiplini sürüleşmeden ayırmaktır. Müslüman için bunun ölçüsü İslâm’ın değiştirilemezleri, ahlâkî düsturları ve seküler de olsa hukukî mevzuattır. Öğrenci öğretmene, asker komutana, mürid şeyhe, yönetilenler yöneticilere, memur âmire ve bütün toplum ilim adamlarına saygı göstermeli, itaat etmelidir. Ancak bu saygı ve itaat, değinilen ölçüler içinde olmalıdır. Böyle olmadığında sürüleşme kaçınılmaz olur. Sürüleşme ruhsal köleliktir. Buna başkaldırmak da görevdir.
Kur’ân’ın, Allah’a ve Peygamberi Muhammed’e itaat olunmasını emretmesi, kâfirlere, adımıza hukukî tasarruf hakkının verilmesini yasaklaması, önerdiği yaşam düzeninin aşağılayıcı yöntemlerle dışlandığı yerde bulunulmamasını öğütlemesi, yericilerin kınamalarından korkulmaması gereğini duyurması, sürüleşmeye ve sürüleştirilmeye ruhen başkaldırılması içindir. (Nisâ 140, 144; Mâide 54)
Sevgili Peygamberimizin kendisi için ayağa kalkılmasını yasaklaması, Allah’ın vahiy indirerek yönlendirmediği konularda düşünce özgürlüğünün kullanımına yüreklendirmesi, cihadın en faziletlisinin zalim yönetimlere karşı gerçeklerin haykırılması olduğunu açıklaması, ruhsatların olduğu yerde azîmetlere yönelip risk üstlenilmesine onay vermesi ve daha niceleri de sürüleşmenin-sürüleştirilmenin reddedilmesi içindir. (Ebû Dâvûd, Edeb 18)
Sürüleştirmeye onay vermenin Allah’a ve Peygamberine isyan olduğunu pekiştiren Zuhruf sûresinin 54. âyetiyle konumuzu özetleyelim:
“Firavun yönettiği insanları aşağılayıp sürüleştirdi. Böyle iken onlar da sürüleştirilmeyi benimseyerek ona itaat ettiler. Çünkü onlar Allah’a ve Peygamberlerine karşı çıkan bir topluluktu.” (Zuhruf 54)
Yüce Allah’ımızdan bizleri bilinçlendirmesini diliyor, hutbemi bir hadis anlamıyla bitiriyorum:
“Müslüman görünümlü olup da yüreği İslâmî imanla aydınlanmamış olanlara, ‘Sayın büyüğümüz, beyefendi, saygıdeğer başkanımız’ gibi (sürüleşmeye götüren) laflar etmeyin. Sonra başınıza geçerler (başkanlıklarını sürdürürlerse) Rabbinizi öfkelendirmiş olursunuz.” (Et-Tâc 5/293)
Ali Rıza Demircan