SİVİL ÖRGÜTLER OLUŞTURMAK FARZ GÖREVİMİZDİR
Allah’ın rızasına yönelerek insanlığın yararına olan hayırlı işleri birbirimizle yarışarak yapmak ve yapılmasına çağrıda bulunmak Kur’an’la belirlenmiş görevimizdir. (Hac 77; Mâide 48)
İslam dininin, olgun aklın, ilmin ve olumlu geleneğin gerektirdiği maruf işlerin yapılmasını sağlamaya çalışmak; kaçınılması gereken dinî ve aklî şerlerden, zararlı işlerden bizzat veya bilvasıta sakındırmak da Kur’anî vazifelerimizdendir.
Yapılması ve öncülük edilmesi gereken hayırlar ve faydalar gibi, sakınılması ve sakındırılması gereken şerler ve zararlar da pek çoktur. Bunların önemli bir bölümü, tek tek fertlerin güç sınırlarını aşacak büyüklükte ve etkinliktedir.
Büyük Şerler ve Hayırlar Organizeli Birlikteliklere Dayanmaktadır
İletişim ve ulaşım imkânlarının alabildiğine geliştiği dönemimizde şerler, bir diğer ifadeyle insanlığın zararına oluşumlar, mesela antidemokratik ve çıkar amaçlı politikalarla oluşturulmaktadır. Etkili kurumlar aracılığıyla, hukuk dışı yasalarla, siyaset-sermaye-medya ve mafya birlikteliğiyle vücuda getirilmekte; güç lobileri ve sivil örgütlerle geliştirilmektedir.
Maddeci kültür ve eğitim sistemlerini; haram cinselliği ve yıkıcı şiddeti özendiren medya yayınlarını; kamu mallarını peşkeş çektiren uygulamaları; maddi ve manevi işkenceleri; faili meçhul cinayetleri; ilgisiz bırakılan yoksul kesimleri; sayıları ve bağımlıları giderek artan içki, kumar ve fuhuş merkezlerini; din ve düşünce hürriyeti üzerinde şiddetlenen baskıları ve daha nicelerini, değinilen organize güçler tarafından oluşturulan ve sakındırılması gereken şerlere ve zararlara örnek olarak verebiliriz.
Oluşturulmaları ve geliştirilmeleri yolunda çağrılar ve fiilî öncülükler yapılması gereken hayırlar da organize birliktelikleri gerektirmektedir.
İnsan hakları ve özgürlüklerini korumayı ve katılımcılık bilincini geliştirmeyi; maddi ve manevi gelişimi sağlayıcı ahlaki, sosyal ve ekonomik projeler üretmeyi; kimsesiz çocuklar, yoksul yaşlılar, tedaviye muhtaç çaresizler ve aşsız insanlar için özel tesisler kurmayı; İslam’ın inanç ve ahlak esaslarını, sosyal adalet ilkelerini yaymayı ve örneklendirmeyi; müspet düşüncelere ve faydalı atılımlara güç vermeyi ve daha pek çok işi, yapılması ve öncülük edilmesi gereken hayırlar olarak hatırlatabiliriz.
Verilen misallerden anlaşılacağı gibi hayırların da şerlerin de büyük bir bölümü organizeli birliktelikleri gerektirmektedir. Evet, demokratik birliktelikler zaruridir. Birlikteliklerin amacına göre ihtisas gereklidir; ilgi ve fedakârlık da elzemdir.
Bu sebepledir ki Rabbimizin çağları kuşatan kitabı Kur’an-ı Kerim’de şöyle emir buyurulmaktadır:
“İçinizden hayra çağıran, dinin ve aklın faydalı bulduklarını emreden, dinin ve aklın zararlı gördüklerinden de sakındıran bir topluluk olsun. Kurtuluşa erecekler yalnızca onlardır.” (Âl-i İmrân 104)
Açıkça anlaşılacağı üzere biz müminlere, iman ve gaye birliği içinde hayırlara çağırmak, özel deyimiyle emr-i bi’l-maruf yapmak ve münkerden sakındırmak görevini üstlenecek ve bu uğurda yoğunlaşacak topluluklar oluşturmamız emrolunmaktadır.
* * *
Hayırlara çağırmak ve dinî emirler ile aklî güzellikler olan marufu emretmek, birbirini tamamlayan görevlerdir. İlki çağrıyı, ikincisi öncülüğü gerektirmektedir. Dinî yasaklar ve aklî çirkinlikler olan münkerden sakındırmak ise konuyla ilgili meşhur bir peygamberî buyruğa göre üç aşamalı bir vazifedir.
Fiilî atılımlarla şerler önlenecek; zararlı işler faydalı işlere, çirkinlikler güzelliklere dönüştürülecektir. Bu yapılamıyorsa yapılması gerektiği dile getirilecek, yapabilecekler uyarılacaktır. Bu da yapılamıyorsa olumsuzluklara karşı kafa ve gönül planında tavır konulacak, psikolojik savaş verilecektir.
(Et-Tâc 1/29; Mişkâtü’l-Mesâbîh, H. No. 157)
“Güç ölçüsünde yapmaya çalışmak” (Tegâbün 16) genel kural olduğu için Kur’an’ımızın bizlere yüklediği değinilen özel amaçlı birliktelikleri, yaşadığımız dönemin imkânları içinde değerlendirerek belirginleştireceğiz.
Daha açık bir ifadeyle gerekli vakıf, dernek, sendika, birlik, oda ve benzerleri gibi demokratik sivil örgütler oluşturacak; var olanlarına da katılımlarımızla canlılık kazandıracağız. Bu sivil örgütlere radyo, televizyon ve eğitim kurumları gibi kültürel ve iktisadi nitelikli yapılanmaları ve benzerlerini de katabiliriz.
Birliktelikler oluşturmak her bir İslam toplumu için farz-ı kifayedir. Ama öncülük yapabilecek özel kabiliyetliler için armağanları büyük olacak farz-ı ayn bir görevdir. Hiç şüphesiz önemli olan, birliktelik oluşturmaktan çok Allah’ın rızası hedeflenerek güç birliği içinde kültürel, sosyal ve ekonomik atılımlar yapmak ve etkinlik sağlamaktır.
Bunun için gerekli olan şuurlu ve gayeli yardımlaşma da Rabbimiz tarafından emrolunmaktadır. Mâide Suresi’nin 2. ayetinde, inançlarımızı yaşamamızı engelleyen kişilere mütecaviz olmamamız öğütlendikten sonra şöyle buyurulmaktadır:
“Birr ve takva (insanlara yarar sağlamak ve Yaradan’a itaat etmek) ilkeleri üzerinde yardımlaşınız. Bu amaçtan saparak Allah’a isyan ve insanlara zarar verme yolunda dayanışma içine girmeyiniz. Allah’a kulluk çizgisinde yaşayınız. Şüphesiz Allah, cezalandırması şiddetli olandır.”İlahi mükâfat ve cezaya inanılmaksızın insanlık yararına sürekli ve çileli atılımlar yapılamayacağı bir gerçek ise de -doğrusunu Allah bilir- dayanışmayı içeren birlikteliklerin kurulmasının biz müminlere emrolunması, ilahi emirlerin ancak inananlara veriliyor olması sebebiyledir.
Bu sebeple, bizim dışımızda kurulmuş olup insan hakları ve özgürlüklerini savunmak ve doğayı korumak gibi insani amaçlarla çalışan sivil örgütlerle de yardımlaşabiliriz.
Zalimlere karşı mazlumları korumak amacıyla cahiliye döneminde kurulan Hılfü’l-Fudûl isimli soylu kuruluşu peygamberlik döneminde hatırladığında,
“Böyle bir oluşum için bugün bile çağrılsaydım hiç durmaz katılırdım.” buyuran Peygamberimiz bu yolda örneğimizdir.
* * *
Mücâdele Suresi’nde şöyle buyurulmaktadır:
“Size, insanlığın yararı ve müminlerin faydası için ayağa kalkınız denildiği zaman fırlayınız.” (Mücâdele 11)
Ayağa kalkmanın; kalkılmışsa kulvara girmenin, girilmişse yarışı sürdürmenin tam zamanıdır.
Hutbemizi bir ayetle bitiriyorum:
“Rabbimizin bağışlamasına ve kulluk çizgisi üzerinde yaşayanlar için hazırlanmış, gökler ile yer kadar geniş cennete ulaşmak için birbirinizle yarışır gibi koşuşun.” (Âl-i İmrân 133)
Ali Rıza Demircan