
Yüce Allah'ın, yarattığı insan için bir inanç ve yaşam düzeni kıldığı İslâm Dîni, yaratılış doğrultusunda evliliği yüceltip ibâdetleştirir. Mabetleştirdiği aile kurumu için kurucu ve yaşatıcı kurallar koyar. Boşa(n)ma yetki, sebep ve şekillerini açıklar. Kimlerle evlenilip evlenemeyeceğini de belirler.
Yüce Allah'ın, yarattığı insan için bir inanç ve yaşam düzeni kıldığı İslâm Dîni, yaratılış doğrultusunda evliliği yüceltip ibâdetleştirir. Mabetleştirdiği aile kurumu için kurucu ve yaşatıcı kurallar koyar. Boşa(n)ma yetki, sebep ve şekillerini açıklar. Kimlerle evlenilip evlenemeyeceğini de belirler. İslâm Dîni'nin ana kaynağı olan Kur'ân-ı Kerîmde fıtrat çizgisi ve Müslüman erkekler hareket noktası kılınarak kimlerle evlenilemeyeceği şöylece açıklanır: "Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşinizin kızları, kız kardeşinizin kızları, süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, eşlerinizin anneleri, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz eşlerinizden doğmuş olan üvey kızlarınız, size haram kılınmıştır; fakat gerdeğe girmemişseniz, (kızlarıyla evlenmenizde) bir günah yoktur. Kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın eşleri de (size haramdır.) Aynı anda ve birlikte iki kız kardeşi eş olarak almanız da size yasaklanmıştır. Ama geçmişte olanlar geçmiştir. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır. Meşrû şekilde sahip olup nikahladığınız savaş esiri kadınlarınızın dışında bütün evli kadınlar da size haramdır. Bu, üzerinize farz olan Allah'ın buyruğudur. Bunların dışında kalan bütün (kadınlar), kendilerine mal varlığınızdan (bir kısmını) vermeniz ve gayr-ı meşrû bir ilişki ile değil de evlilik bağı yoluyla meşrû bir şekilde almak kaydıyla size helâl kılındı..." Nisa sûresinin anlamları sunulan bu 23-4. âyetlerinde görüleceği üzere kendileriyle evlenilemeyecekler açıklanmaktadır. Açıklanan bu haram kılınanlar listesinde Dîn ayrılığı sebebiyle evlenilemeyecek kadın yoktur. Mâide sûresinin 5. âyeti bu durumu pekiştirmekte ve Müslüman erkeklerin Yahûdiler ve Hıristiyanlar gibi Ehl-i Kitap (gayr-ı müslim) kadınlarla evlenebilecekleri şöylece bildirilmektedir: "Bu gün hayatın bütün güzel şeyleri size helâl kılındı. Daha önce Kitap verilenlerin yiyecekleri size helâldir. Sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Mehirlerini vermeniz şartıyla ve gayr-ı meşrû yolla ya da gizli dost tutma yoluyla değil de meşrû bir nikâh ile almanız şartıyla Müslümanlar içindeki iffetli kadınlarla, sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden iffetli kadınları nikâhlamanız da size helâldir İslâmî imandan sapana gelince, onun bütün işleri boşa gidecektir, zira o, öteki dünyada zarara uğrayanlardan olacaktır." Din ayrılığı engeli, yasaklananlar ana listesinde yer almamakla ve Maide sûresinin 5.âyetiyle bu durum pekiştirilmekle beraber Bakara sûresinin 221.âyetinde bir istisna getirilmekte, Kur'ân diliyle Müşrikeler olarak isimlendirilen kadınlarla evlenilemeyeceği şöylece açıklanmaktadır: "İslâmî çizgide iman edinceye kadar Allah'a şirk koşan kadınlarla evlenmeyin. Çünkü Allah'a inanmış bir kadın, -beğenmiş olsanız bile- Allah'a şirk koşan bir kadından daha hayırlıdır. İslâmî doğrultuda iman edinceye kadar Allah'a şirk koşan erkeklerle de kadınlarınızı evlendirmeyin.* Zira Allah'a inanmış bir erkek, -beğenmiş olsanız bile- Allah'a şirk koşan erkekten daha hayırlıdır. Onlar "Ateşe" çağırırlar. Allah ise iradesiyle Cennet'ine ve bağışlamasına çağırır. Düşünüp ibret almaları için Allah insanlara âyetlerini böylece açıklar." (Allah'a şirk koşmak O'na ortak koşmaktır. Allah'a ortak koşmak Allah'a inanmakla beraber.vahye dayalı kutsal kitaplara inanmamaktır, bu sebeple de Allah'ın hayatı yönlendirici emirler ve yasaklar koyduğunu kabul etmemek ve bu ölçüleri gelenek,akıl,bilim, kurum ve yasalardan alarak onları putlaştırmaktır. Bir diğer farklı anlatımla , Allah'a ortak koşmak yaratma, yaşatma, kurtarma, isteklere kavuşturma ve yasa koyma gibi ilâhlık sıfatlarını maddî varlıklara olan putlara, insanlara, kurumlara ve de yasalara yakıştırarak Allah'ın yanında onları da güç ve tasarruf sahibi olarak görmektir.Açıklamalarımızdan anlaşılacağı üzere seküler/laik yaşam Allah'a ortak koşmaktır. Bu âyette daha hayırlılık nikâha ilişkin olmayıp îman eden kadınlar ve erkeklerle ilgilidir. Âyetteki ""Allah'a şirk koşan kadınlarla evlenmeyin" şeklindeki emir kipi ve onlar "Ateşe çağırırlar," ifadesi de bunu doğrulamaktadır. Bu sebeple daha hayırlı olan Allah'a inanmış bir kadınla evlilik ise de müşriklerle evlilik caizdir denilemez.) *** Yukarıda değinildiği üzere kimlerle evlenilemeyeceği konusu erkekler hareket noktası kılınarak açıklanmaktadır. Müslüman kadınların gayr-ı müslim erkeklerle evlenip evlenemeyecekleri konusunu açıklığa kavuşturabilmek için konuya kadınlar zaviyesinde bakılması gerekmektedir. Kadınlar açısından bakılarak onların kimlerle evlenemeyecekleri de yukarıda anlamları sunulan âyetlerden büyük ölçüde çıkarılabilir. Mesela, erkeklerin öz çocuklarının dul kadınlarıyla ve fiilî ilişkiye girdikleri eşlerinin kızlarıyla evlenemeyeceklerinden hareketle dul kadınların da kayın pederleriyle ve annelerinden ayrılan üvey babalarıyla evlenemeyecekleri belirlenebilir. Ama belirtilmesi geren farklılıklar da vardır. Örneğin evli erkeklerin ikinci bir kadın alabilir olmalarına karşın evli kadınlar ikinci bir eşle evlenemezler. Bir farklılık da incelemeye çalıştığımız "Müslüman kadınların bir gayr-ı müslim erkeklerle açık bir ifadeyle kâfirlerle ve kafirlerin özel bir türü olan müşriklerle evlendirip evlendirilemeyeceği mevzuudur. Müslüman Kadınlar, Müşriklerle ve Onları da İçine Alan Kâfirlerle Evlenemez Açıklamamıza müşriklerle başlayalım. a. Bakara sûresinin 221. âyetinde Müslüman erkeklerin müşrike kadınlarla evlenemeyeceği açıklandığı gibi , Müslüman kadınların Müşrik erkeklerle evlenemeyecekleri-evlendirilemeyecekleri gerçeği de bu âyetin "İslâmî doğrultuda iman edinceye kadar Allah'a şirk koşan erkeklerle kadınlarınızı evlendirmeyin." Kur'ân'i buyruğuyla açıklanmış ve yasalaştırılmıştır. Bu yasayı bir sahabî kadının uygulamasıyla örneklendirelim: Müşrik olan Ebu Talha Müslüman olan Ümm-ü Süleym ile evlenmek ister.Onun cevabı da şöyle olur: -Senin gibi bir adama "hayır" denilemez,- ama sen bir kâfirsin seninle evlenemem. Daha sonra da şöyle der: Eğer Müslüman olursan senden mehir de talep etmem. (Nesâî Nikâh 63) b. Yukarıda anlamı sunulan Maide sûresinin 5. âyetinde Müslümanlarla ehl-i kitap gayr-ı müslimler arasında yiyecekler de çift taraflı olarak helâl kılınmaktadır. İzlenen bu yöntemle Müslüman erkeklerin gayr-ı müslim kadınlarla evlenebileceği açıklanırken gayr-ı müslim erkeklerin de müslüman kadınlarla evlenebileceğinin açıklanması gerekirdi. Ama ilâhî irade böyle bir açıklamayı dilemedi. Müslüman kadınların ehl-i Kitap da olsa gayr-ı müslim erkeklerle evlenebileceklerine ilişkin bir açıklamanın yapılmamış olması, böylesine evliliklerin meşrulaştırılamayacağını göstermektedir. Ancak bazı Kur'ân müfessirlerince iddia edildiği gibi kesin bir kanıt olarak da değerlendirilmeyebilir. c. Bize göre konuya Mümtehine sûresinin onuncu âyetiyle Hz.Peygamberin ve sahâbilerinin uygulamaları açıklık getirmektedir. Bu âyette inancını yaşamak arzusuyla İslâm yurduna hicret ettiği kanıtlanan kadınların, İslâm dışı inançların bağlısı olan kâfir kocalarına döndürülmemeleri gereği emredilmekte ve bu emir, Müslüman kadınların kâfirlerle, kâfirlerin de Müslüman kadınlarla evlenemeyecekleri gerekçesi ile şöylece verilmektedir: "Ey Îman edenler Îman eden kadınlar hiçret/göç ederek size geldiklerinde, (îmanları sebebiyle göç edip etmedikleri hususunda ) onları deneyin. Hiç şüphesiz Allah onların îmanını daha iyi bilir. Eğer gerçekten mümin oldukları için göç ettikleri bilgisine sahip olursanız göç eden Müslüman kadınları kâfir olan kocalarına geri göndermeyin. Zira, o kadınlar kâfir kocalarına helâl değildir. Kâfir kocaları da onlara helâl değildir. Kocalarına verdikleri mehirlerini geri verin. Mehirlerini vermeniz koşuluyla hicret eden bu kadınlarla evlenmenizde de bir sakınca yoktur. Kâfir kadınları da nikâhınız altında tutmayınız. Siz harcadıklarınızı isteyiniz onlar da harcadıklarını istesinler. Allah'ın hükmü işte budur. Allah hakkıyla bilendir.Hükümlerinde doğru olandır." Konu edindiğimiz bu âyette, kendilerine helâl olmayacakları gerekçesiyle Müslüman kadınların kendilerine döndürülemeyeceği tipler açıklanırken "Kâfir" sözcüğünün çoğulu olan"Küffar " kelimesi kullanılmaktadır. Küffar sözcüğü Allah'a ortak koşan erkekleri içine alıyorsa da onu bu anlamla sınırlandıramayız. Çünkü şirk ve küfr kelimeleri ve türevlerinin sık sık kullanıldığı Kur'ân-ı Kerîm'in konumuzla ilgili bu âyetinde küffar kelimesinin Rabbimiz tarafından tercih buyrulması, bilinçsiz olarak yapılmış bir tercih olarak değerlendirilemez. Bu sebeple "Küffar" kelimesinin kullanımından Müslüman kadınların semâvî asıllı hiçbir dine inanmayan müşriklerle evlenemeyecekleri anlaşıldığı gibi, Âhiret Hayatı'na inanmama ve benzeri şirk dışı sebeplerle kâfir olanlarla evlenemeyecekleri de açıkça anlaşılmaktadır.Ancak Mâide 5 ile Ehl-i Kitap kadınlarla evlenilebileceği istisnası getirildiği için bu âyette geçen Kevâfir/kâfir kadınlar sözcüğünü müşrike kadınlar olarak sınırlamak konumundayız. (Burada bilvesile geri göndermeme sebebini hicrete/göçe bağlayan anlayışların yanlışlığına da işaret etmek isteriz. Geri göndermeme sebebi îman değil de göç olsaydı anılan âyette îman konusuna iki "Müminat "ve bir "İman" sözcükleriyle üç defa vurgu yapılmaz, konuya kadın açısından bakılarak " O kadınlar kâfir kocalarına helâl değildir." demekle yetinilirdi. Karısının göçünden sorumlu olmayan koca açısından da bir yasaklılık olmazdı. Ama bununla yetinilmedi. "Kâfir kocaları da onlara helâl değildir ." buyrularak geri gönderilmemenin îman sebebiyle olduğuna vurgu yapılmış oldu. Âyetteki "Kâfir kadınları da nikâhınız altında tutmayınız. " buyruğu da bu gerçeği pekiştirmektedir. Burada "O kadınlar kâfir kocalarına helâl değildir. Kâfir kocaları da onlara helâl değildir ." şeklindeki hüküm, hicret eden kadınları aşar biçimde genel nitelikli olsaydı Fetih sûresinin 25. âyetinin varlıklarına işaret ettiği gibi Mekke' de kocaları kâfir olup da kendileri mümin olan kadınların da kocalarından ayrılmaları gerekirdi, şeklinde bir itiraz da yapılamaz. Çünkü bu kadınların evlilikleri ve çoluk çocuğa kavuşmaları Câhiliyet dönemi şartlarında gerçekleşmişti. "Geçmişte yapılan evlilikler müstesna " şeklindeki Kur'ân kuralı (Nisa 22, 23), "O kadınlar kâfir kocalarına helâl değildir. Kâfir kocaları da onlara helâl değildir ." hükmünün geriye doğru işletilmesine engeldi. Bu hüküm daha sonra geldiği ve önceden yasaklayıcı bir hüküm olmadığı içindir ki Mekke'de müşrik kocalarından ayrılmayan mümin kadınlar yanı sıra müşrike kadınlarından ayrılmamış mümin erkekler de vardı. Üstelik -muhtemelen- henüz Müslüman olmayan müşrike kadınlarıyla hicret eden mümin erkekler de vardı. Mümtehine 10' da yer alan "Kâfir kadınları da nikâhınız altında tutmayınız. " şeklinde ki ifadeler buna açıkça delalet etmektedir.Bu âyetin inişinden sonra hz.Ömer'in müşrike iki eşini boşadığı da rivayet edilmektedir. İbn Kesîr Mümtehine 10 Kaldı ki hicret edebilen kadınlar baskıcı şartlara tahammül edemeyenler ve engelleri aşabilenlerdi, sayıları da çok azdı. Müşrik kocalarından baskı görmeyenler veya hicret engellerini aşamayacaklar da güç yetiremeyecekleri için mazurdu ve üstelik onlar açıklanacağı üzere-kocalarından ayrılıp ayrılmamakta da dinen özgür idiler. ) Müslüman kadınların müşriklerle evlenemeyecekleri gibi, Âhiret Hayatı'na inanmama ve benzeri şirk dışı sebeplerle kâfir olanlarla evlenemeyecekleri, Mâide sûresinin 72 ve 73. âyetlerinde "Allah Meryem oğlu Mesîh'tir." diyenlerle, "Allah üçün üçüncüsüdür." diyenlerin Kâfir olduğunun açıklanması da, Hıristiyan erkeklerle evlenilemeyeceği gerçeğini pekiştirmektedir. Allah'ın Peygamberleri arasında ayırıma giderek Hz. İsa'ya ve Hz. Muhammed'e inanmayan, "Üzeyir/Ezra Allah'ın oğludur" diyen ve de "Hahamlarını yasa koyucu "gören Yahûdi erkeklerin de Hıristiyan erkekler gibi Kâfir oldukları, bu sebeple müslüman kadınların kendileriyle evlenemeyecekleri ve evlendirilemeyecekleri de Kur'ânla delillendirilebilir bir hakikattir.( Nisa 150-151) Üstelik korudukları bâtıl inançları sebebiyle Yahûdiler ve Hıristiyanların Allah'a şirk koşma ile ilintili oldukları da Kur'ân'ın işaret buyurduğu gerçeklerdendir ki şirk'in evlilik engeli olduğu açıklandığı üzere Kur'ân yasasıdır.( Maide 72,Tevbe 31) d.Yukarıda açıklanan konumuzla ilgili Kur'ân âyetleri yanı sıra kâfirlerin hukûken temsil ve tasarruf yetkisi verilebilir ve yürekten bağlılık gösterilebilir Evliyâ = veliler edinilemeyeceğine ilişkin Kur'ân âyetleri de müslüman kadınların -Kitabî de olsa- kâfirlerle evlendirilemeyeceğini doğrulamaktadır. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de, İslâm dışı inanç ve yaşam biçimlerini İslâmî iman ve hayat şekline tercih etmeleri durumunda müminlerin babalarını ve kardeşlerini dahi veliler edinemeyecekleri bildirilmektedir. Ayrıca kâfirlere yürekten sevgiler beslenemeyeceği açıklanmakta ve onların arasında yücelik aranamayacağı vurgulanmaktadır. (Tevbe 23,Mücadele 22, Nisa 139) İzlenmesi gereken bu îmanî ve ahlâkî değerler varlığını sürdürürken Müslüman kadınların ilmî ve malî üstünlükleri ve fiziksel cazibeleri gibi sebeplerle gayr-ı müslim erkeklerle evlenmelerinin - evlendirilmelerinin İslâm adına onaylanamayacağı açıktır. İnsancıl tavırları ve bilimsel bilgileri gelişmiş olsa da İslâm'la çelişkili inançları ve seküler yaşantıları sebebiyle onların mânen Cehennem Âteşi'ne çağırır olmaları da Kur'ân'ın göz ardı edilemeyecek evlilik yasağı gerekçesidir. (Bakara 221) Konuyu yalnızca Kur'ân çerçevesinde değerlendirmemiz Allah'ın Resûlü'ünün sözleri ve uygulamalarında konumuza açıklık getirilmemiş - veya bu tesbitin bizim tarafımızdan yapılamamış - olmasındandır. Çünkü sahâbiler döneminde Müslümanların yanı sıra bizzat sahâbilerin Ehl-i Kitap kadınlarla evlilikleri yaşanmakta olan olağan bir durum olmakla birlikte aksi de sabit olmamıştı.(İbn Kayyım el-Cevzi, Ahkâm-ü Ehliz-Zimmeti, 2/421) Sabit olmak bir tarafa, teşebbüs dahi yapılmamış, yapılamamıştı. Mesela Medine ve çevresinde yoğun bir Yahûdi nüfus olmasına rağmen O'nun döneminde ve sonrasında Müslüman kadınların Kitap ehli erkeklerle evlendirilmeleri şeklinde bir gelişme yaşanmamıştır. Açıklamaya çalıştığımız Müslüman kadınların Müslüman olmayanlarla evlilik yasağı hiç şüphesiz yeni kurulacak aileler içindir. İslâm öncesi dönemde yapılmış evliliklerle İslâmî dönemde eşlerden birinin özellikle de kadının Müslüman olmasıyla oluşan problemli durumlar farklıdır. -En doğrusunu Allah bilir.- Bu gibi durumlarda problem yukarıda değinilen "Geçmişte yapılan evlilikler müstesna " şeklindeki Kur'ân kuralına (Nisa 22, 23), göre çözümlenebilir ve böyle de çözümleniyordu. Mesela Müslüman olan kadının kocası, Müslüman olursa evlilik sürdürülüyordu. Kocanın Müslüman olmaması halinde ise evlilik sona erdiriliyordu veya kadının seçimine bırakılıyordu. Şöyleki: kocanın Müslüman olmaması durumunda kadının velîsi konumunda olan yetkili yönetici, eşleri hukûken ve fiilen ayırıyordu veya kocasından ayrılıp ayrılmama yetkisini kadına veriyordu. Hilafet başkanlığı döneminde Hz.Ömer'in bu tür çift yönlü uygulamaları vardır. Örneğin O, karısı Müslüman olan Ubade b. Numan Et-Tağlebiye, Müslüman olmasını ya da karısını kendisinden ayıracağını bildirmiş, Müslüman olmaması üzerine ayırmıştı. (İbn Kayyim el-Cevzi, Zadül-Mead, Hükmühü fi İslâm-i Ehadiz-Zevceyni) Ancak onun Müslüman olan kadını, Ehl-i Kitap kocasından ayrılıp ayrılmamakta muhayyer bıraktığı da rivayet edilmektedir. (Abdurrezzak, Musannef Hn. 10073; İbn Ebî Şeybe, Musannef Hn.18307) Kur'ân ve Sünnet'in açıklık getirmediği hemen hemen bütün konularda farklı görüşler açıklayan İslâm bilginleri, Kur'ân-i Kerîm'in yönlendirmeleri ve de Allah'ın Resûlü ve sahâbilerinin anlayışları ve uygulamalarını yeter açıklıkta görmüş olacaklar ki Müslüman kadınların gayr-ı müslimlerle evliliklerini haram olarak nitelemişler, farklı olarak nitelendirilebilecek görüşler ileri sürmemişlerdir. Bizim inancımız ve hükmümüz de budur. İslâmî bilgi ve bilinç yoksulluğu içindeki İslâm dünyası, bilimsel ve teknolojik geriliğin de etkisiyle ilahiyatçılarıyla birlikte bir rûhsal çöküntü yaşamaktadır.Görevimiz bu zillet psikolojisinden kurtulmak olmalıdır. Bir başka deyişle nefislerimizi ve erkek çocuklarımızı materyalist, darwinist, fröytcü ve de ne idüğü belirsüz olan kadınlardan, kızlarımızı da gayr-ı müslimleri dahil tüm İslâm dışı erkeklerden korumak olmalıdır. Kur'ân orijinli bir hayat düstûru olan Zarûret prensibinin bütün haramları helâlleştirebileceği gibi Müslüman kadınların gayr-ı müslim erkeklerle evliliklerini de meşrûlaştırabileceği, yöntem olarak ileri sürülebilir.(Bakara 176) Ancak biz, şu veya bu sebeple dış ülkelerde yaşamanın evliliği meşrûlaştırabilir hayatî bir zarûret oluşturabileceği görüşlerine katılamıyoruz. Yüce Rabbimizden bu çalışmayı rızasına erme vesîlesi kılmasını diliyor, sözü de O'na yakarışla bitiriyoruz: "(Allah'ım!) Sen kudret ve egemenlikte kusursuz ve eksiksizsin! Senin bize bildirdiğin dışında bir bilgimiz yoktur. Doğrusu her şeyi bilen ve gerçek hikmet sahibi olan yalnızca Sensin." (Bakara 32)
|
|
[1] ( Bu âyete ilişkin bazı açıklamalar: a. Allah’a şirk koşmak O’na ortak koşmaktır: Başkaca tanrıların varlığına inanmak ve Allah’ a eş, oğul ve kız isnad etmektir. Allah ile aramıza biz Allah’a yakınlaştıracak aracılar koymaktır. Tabiat olaylarını Allah’a değil doğaya bağlamaktır. Allah’a ortak koşmak Allah’a inanmakla beraber, vahye dayalı kutsal kitaplara inanmamaktır, bu sebeple de Allah’ın hayatı yönlendirici emirler ve yasaklar koyduğunu kabul etmemek ve bu ölçüleri gelenek, akıl, bilim, kurum ve yasalardan alarak onları da Allah’ın yanı sıra yönetici otorite tanımaktır.. Bir diğer farklı anlatımla , Allah’a ortak koşmak yaratma, yaşatma, kurtarma, isteklere kavuşturma ve yasa koyma gibi ilâhlık sıfatlarını maddî varlıklar olan putlara, insanlara, kurumlara ve de yasalara yakıştırarak Allah’ın yanında onları da Cahiliye dönemi putları gibi güç ve tasarruf sahibi olarak görmektir. Açıklamalarımızdan anlaşılacağı üzere Allah’a inanılırken O’nun koyduğu yasalarla çatışan seküler/laik yaşamın meşru görülerek kabul edilmesi ve yaşanması da fiilen Allah’a ortak koşmaktır.
b. Bu âyette daha hayırlılık nikâha ilişkin olmayıp îman eden kadınlar ve erkeklerler ilgilidir. Âyetteki ““Allah’a şirk koşan kadınlarla evlenmeyin.” şeklindeki emir kipi ve onlar “Ateşe çağırırlar,” ifadesi de bunu doğrulamaktadır. Bu sebeple daha hayırlı olan Allah’a inanmış bir kadınla evlilik ise de müşrik kadınlarla evlilik caizdir denilemez.Kaldı ki müşrik kadınlarla evlenilemeyeceğini “Bu tür evlilik müminlere haram kılındı.” ifadesiyle Nûr sûresinin üçüncü âyeti de açıklamaktadır.)
https://www.alirizademircan.com.tr:443/musluman-kadinlar-gayr-i-muslim-erkeklerle-evlenebilir-mi-5-275h.html

