
“…Allah sizi topraktan yaratırken de siz annelerinizin karnında birer cenîn/fetüs iken de çok iyi bilmektedir…”
I. Kurân-ı Kerîm, Allah’ın insanın yaratılışını açıklayan ve ana babanın O’na teşekkürlü kulluk yakarışını dile getiren Araf sûresinin 189, âyetinde dolaylı bir şekilde gebeliği hafif ve ağır gebelik olarak iki kısma ayırır:
Kur’ânda Gebeliğin Hafif - Ağır Kısımları ve Süresi
“…Allah sizi topraktan yaratırken de siz annelerinizin karnında birer cenîn/fetüs iken de çok iyi bilmektedir…” [1]
I. Kurân-ı Kerîm, Allah’ın insanın yaratılışını açıklayan ve ana babanın O’na teşekkürlü kulluk yakarışını dile getiren Araf sûresinin 189, âyetinde dolaylı bir şekilde gebeliği hafif ve ağır gebelik olarak iki kısma ayırır:
“Sizi (aynı genetik ve rûhsal özellikleri taşıyan) bir tek nefisten yaratan ve kendisinde huzur bulması için o bir tek nefisten zevcini; eşi ve eşitini halkeden Allah’tır. Erkeği eşi ile ilişkiye girince o hafif bir yük yüklenerek gebe kalır ve o hafif yükünü bir süre taşır. Gebeliği ağırlaşıp doğum yaklaşınca da Allah’a şöylece yakarırlar: Bize bedenen ve rûhen sağlıklı bir çocuk verirsen sana mutlaka şükredenlerden olacağız,"
II. Kurân, Müminûn sûresinin 12-14. âyetlerinde, gebeliği hafif ve ağır şeklinde nitelemeksizin de ikiye ayırır. Cenînin biyolojik yapısının oluşumu ile birlikte yaşanan yaklaşık 100-105 günlük ilk hafif safha ile cenîne Rabbimizin Rûhu’ndan üflenerek insanlık özü ve değerlerinin kazandırıldığı ikinci ağır safha, gebeliğin ikiye ayrıldığına işaret etmektedir:
“Andolsun biz insanı, çamurdan süzülüp çıkarılmış bir özden yarattık.
Sonra onu korunaklı ve güvenli bir yer olan rahimde döllenmiş bir nutfe haline getirdik/getiririz.[2] Sonra o nutfeyi asılıp tutunan bir şey olan Alaka yapar, Alaka’yı da bir parçacık et olan Mud’a şekline sokarız. Mud’ayı da kemiklere/iskelete çevirir bu kemikleri de etle kaplarız. Bütün bu safhalardan sonra onu diğer/bambaşka bir yaratışla inşa ederiz; (Rûhumuz’dan Kün/Ol emrimizi üfleyerek Nefis sahibi insan kılarız.)[3] Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.”[4]
Sevgili Peygamberiz de gebeliğin açıklanan birinci ve ikinci safhalarını bu ve benzeri ayetlerin[5] çizgisinde şöylece beyan buyurur:
“ Her birinizin anasının karnındaki yaratılışı kırk günde toplanıp şekillenir. Sonra o, aynı sürede asılıp tutunan bir madde olan Alaka haline gelir. Sonra yine aynı bir süre içinde (yaratılışı belli belirsiz)[6] bir et parçası olan Mud’a’ya dönüştürülür. Daha sonra da Allah’ın gönderdiği Meleğe emir verilerek onun amali (iş gücü ve yetenekleri), yararlanacağı nimetler, yaşam süreci ve (inançları ve yaşam şekline göre) Cennetlik veya Cehennemlik olacağı yazılır[7] ve ona Rûh üflenir…”[8]
Peygamberimizin yukarıda sunulan beyanları ve özellikle rûh üflenmesine ilişkin açıklamaları da hiç şüphesiz Kur’ân’a; örneğin Secde sûresinin 8-9. âyetlerine dayanmaktadır:
“Allah yarattığı her şeyi güzel yapmış ve insanı yaratmaya da çamurdan başlamıştır. Sonra onun neslini/zürriyetini, (dış görüntüsü ve geliş şekliyle) önemsenmez bir suyun özünden üretmiştir. Daha sonra onu Tesviye ederek (biyolojik yapısını düzgün bir şekilde yaratıp şekillendirmiş,)[9] ve ona Kendi Rûhu’ndan[10] üflemiştir. Böylece sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!”[11]
III. Kur’ân açıklamaya çalıştığımız gebeliğin ikinci/ağır safhasının ay takvimine göre altı ay (177 Gün)[12] olduğuna da gebeliğe ilişkin dolaylı anlatımlarıyla açıklık getirir:
Ahkaf sûresini 15. âyetinde insana, ana babasına ihsan etmesi emredilirken anasının onu Kürh/meşakketle taşıdığına dikkat çekilerek gebeliğin ikinci ağır safhasına değinilmekte sonra da insanın gebeliğinin bu ağır safhasıyla emzirme süresinin 30 ay olduğu açıklanmaktadır:
”Biz insana, ana-babasına ihsanı; iyilikler yapmasını ve güzelce davranmasını emrettik. Çünkü annesi o insanı pek bir meşakkatle taşıdı ve pek bir meşakkatle doğurdu. Pek bir meşakkatle taşınan o insanın gebeliği ile sütten kesilmesi de otuz ay sürmektedir…“[13]
Kur’ân, Lokman 14 ve Bakara 233 ile emzirme süresinin iki yıl yani 24 kamerî ay olduğu/olması gerektiğini açıklayıp öğütleyerek da ağır gebeliğin (30-24=6) altı kameri ay olduğunu dolaylı bir şekilde açıklamaktadır.[14]
Böylece Müminûn sûresinde Kurân’ın “insanı diğer/bambaşka bir yaratılışla inşa ettik” diyerek, Peygamberimizin de Kur’ân çizgisinde Rûh üflenmesi şeklinde açıklama yaparak belirlediği ağır gebelik süresi altı aydır. Kur’ân bu son altı aylık(177 Gün) süredeki ağır bir gebelikle taşınan rûh üflenmiş cenîne insan demektedir.İnsan vasfını kazandığı içindir ki son altı ay içinde düşük olan cenîne cenaze namazı kılınabilir.[15]
Bu açıklamaların sonucu şudur:
Gebeliğin ilk ve hafif bu yaklaşık 100-105 günlük kısmında yani Allah’ın Rûhu’ndan üflenmesi öncesinde cenîn/fetüs diğer bazı canlılarla benzer görünümlüdür.[16] Ama yüz hatları da belirlenmiş olup önlenemez şekilde insan olmaya yönelmiş canlıdır. Gebeliğin altı ay süren ikinci ağır kısmında ise cenîn bedensel ve ruhsal olarak insandır. Kur’ân da bu safhadaki cenîne insan demektedir.
Gebelik, kürtaj yapılacak ve yapılmayacak safhalar olarak ikiye ayrılacaksa açıklanan ayırım esas alınmalıdır. Bu ayırım, bir ilim-etik kurulunun onayı ile ana sağlığı gerektirdiği için yapılacak olanı dışındaki haram nitelikli kürtajı yaptıranlara, yapanlara ve aracılık yapacak sağlık kurumlarına verilebilecek kademeli cezada da temel alınması gereken ayırımdır.
Düşükler
Kürtaj konusuna girmeden yapılan düşük konusuna da değinmek isteriz. Düşük/çocuğun düşmesi ana rahminde yaşama imkânı bulamayan ceninin ana iradesi dışında rahimden cansız olarak çıkması ve böylece yitirilmiş olmasıdır. Düşükler İlk hücrenin döllenmesiyle başlayan Tesviye işlemi sırasında ve genelde cenînin 1-3 aylık olduğu dönemde gerçekleşmektedir.. Rahime dıştan bir müdahale olmaksızın gerçekleşen düşüklerde ananın da sorumluluğu yoktur. Düşükler, arkasında kaderin yer aldığı fiziksel orijinli bir rahim işlemidir ve Allah’ın bilgisi ve takdiri altında cereyan etmektedir:
“Allah her dişinin karnında neyi taşıdığını, rahimlerin ( cenîni düşük yaparak) neyi eksilttiğini (doğuma hazırlayarak da) neyi arttırdığını bilir. Onun katında her şey bir ölçüye bağlıdır.”[17]
İlâhi irade olmaksızın döllenen ilk hücre çocuğa dönüşemeyeceği gibi doğması kader planına bağlanmayanlar da dünyaya gelemez:
“ Böylece dilediğimiz cenîni belirli süreye kadar rahimlerde tutar, sonra da bir bebek olarak çıkarırız…”[18]
Görünürde yaşama tutunamayacak ölçüde eksik ve kusurlu oldukları için düşen cenînlerin kaybını, neylerse güzel eyleyen Rabbimizin bize olan rahmetine bağlamak ve düşükleri aşağıda sunulacak Kur’ânî ölçü çizgisinde değerlendirmek gerekir:
“Size pek ağır geldiği halde meşrû savaş size kesinkes görev kılındı. Ne var ki siz hakkınızda hayırlı olan şeyden nefret duyabilir, ama sizin için kötü olan şeyi de sevebilirsiniz. Çünkü siz pek çok şeyi bilmediğiniz halde Allah her şeyi bilir.”


