KORKULARI PUTLAŞTIRMAK ZİLLET VE AZAP SEBEBİDİR
Korku Peygamberler dâhil bütün insanlar üzerinde etkili, tabii ve beşerî bir duygudur. (Tâhâ 45; Enfâl 26; Yûsuf 13)
Korku Peygamberler dâhil bütün insanlar üzerinde etkili, tabii ve beşerî bir duygudur. (Tâhâ 45; Enfâl 26; Yûsuf 13)
“Varlığı bilinen veya hissedilen bir işaretten ötürü irkilmek/istenmeyen bir oluşumun vuku bulacağı beklentisinden dolayı elemlenmek…” şeklinde tanımlanabilen korku Kur’ân’ın temel kavramlarından biridir. (Râgıb, el-Müfredât, “Havf” maddesi) Değişik türleri ve tezahürleri olduğu için Kur’ân’da korku havf yanı sıra haşyet, rehbet, vecel ve işfak mastarları ve türevleriyle ifadelendirilmektedir.
Kur’ân çizgisinde korkuyu Allah’tan korku ve insanlardan korku olmak üzere iki ana kısımda inceleyebiliriz.
Allah Korkulmaya Lâyık OlandırBütün varlıkların yaratıcısı, dilediğini yapmaya muktedir, sorgulayıcı ve kader belirleyici bir Rab olduğu için hiç şüphesiz Allah korkulmaya lâyık olandır. Yücelikleriyle bilindikçe bu korku saygıyla güçlenir ve renklenir. Saygı içeren türü dâhil müminlerin her biri Allah’ın yasalarına aykırılıktan, O’nun azabına uğramaktan, armağanlar beklediği amellerinin kabul olunmamasından korkar.
Peygamberimizin
“En akıllınız Allah’tan en çok korkandır.” buyurarak akıllılıkla orantılı olduğunu duyurduğu bu korku zaruridir. Zira mümin sevgi duyduğu Rabbinden saygıyla korktuğu ölçüde bilinçli kulluğa yönelebilir.
Bu gerçek Peygamberimize hitaben Kur’ân’ımızda şöylece açıklanmaktadır:
“Sen ancak ilâhî uyarıyı can kulağı ile dinleyen ve insan kavrayışının ötesinde bulunmasına rağmen rahmeti tüm varlıkları kuşatıcı olan Allah’tan korkan kişiyi uyarabilirsin. Böylelerine Allah’ın bağışlamasını ve güzel ödülleri müjdele.” (Yâsîn 11)
Fıtrat çizgisini koruyan insan Allah’tan korktuğu gibi insanlardan, egemen insan gruplarının oluşturduğu hukuksuz kanunlar, illegal tehditler ve yerici baskılardan da korkar. Tehdit edilmek, yargısız kararlarla sürgün ve ihraçlara maruz bırakılmak, işkence görmek, siyasî, iktisadî ve kültürel hakları gasbedilmek, kılık-kıyafet, seyahat ve düşünce özgürlüğü kısıtlanmak, demokratik talepleri bastırılmak, ağır vergilere uğratılmak, faili meçhul cinayetlerle gözdağı verilmek, öldürülmek korkusu gibi korkular insanlar ve kurumlardan kaynaklanan korkulara örnekler olarak sunulabilir.
Korkutucu baskılar altında Allah’ın verdiği haklar kullanılamayacağı, yüklediği görevler hür iradeye dayalı olarak yapılamayacağı için İslâm korku salıcı kişi ve kurumlarla mücadeleyi ve korkulara hâkim olup yenik düşmemeyi görevleştirmiştir. Bu görevi başarı ile taçlandırabilmek için Kur’ân penceresinden bakarak korkuları deneme ve ceza aracı olarak görmek ve de Allah korkusunu beşer korkusuna galip kılmak gerekmektedir.
Korkular da Hayat GerçeğidirKorkular hastalık, kıtlık ve ölüm gibi hayat gerçekleridir. Kader programı gereği deneme olarak korkularla karşılaşabiliriz. Bu gerçek Kur’ân’ımızda Rabbimiz tarafından şöylece açıklanmaktadır:
“Yemin olsun ki sizi korku, açlık, mallardan-canlardan-ürünlerden eksiltme türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara 155)
Korkular ilâhî bir imtihan gereği olarak bizleri kuşatabileceği gibi güvenlik ve refah gibi azim nimetler şükür vasıflı sosyal, ahlâkî ve ekonomik görevler üstlenilerek değerlendirilemediği için ceza olarak da üzerimize salınabilir.
Nahl sûresinin 112. âyetinde şöyle buyrulmaktadır:
“İşte Allah size bir örnek veriyor. Güvenlik ve refah içinde yaşayan bir şehir düşünün ki oraya (ahalisinin)
rızkı her yandan bolca akıp duruyordu. Ama ahalisi tutup Allah’ın nimetlerine karşı (O’nun emirleri ve yasaklarını tanımayarak)
nankörlük etti. Allah da onlara yapıp ürettiklerinden ötürü kuşatıcı bir açlık ve korku felaketini tattırdı.”Korkuların Rabbimizin imtihanı ve cezası olarak gelebileceklerinin Kur’ân’ımızda bildirilmesi sabır, dua ve karşı eylem gibi atılımlarımızla etkilerini kırmamıza sebep olabilir. Ancak korkulara hâkim olabilmek için Allah korkusunun insan merkezli korkuların üstüne çıkarılması gerekir.
Bunun içindir ki Rabbimiz şeytanlaşmış kişi ve kurumlarca kendisinden başka güçle korkutulan müminleri şöylece uyarmaktadır:
“… Eğer inanıyor iseniz (sizlere korku salan)
insanlardan korkmayın, benden korkun.” (Bakara 150, 40, 41; Âl-i İmrân 175)
Allah korkusunun baskın çıkarılması aklın da gereğidir. Çünkü korkulan güç kaynaklarını yaratan ve onları etkisiz kılabilecek olan yalnızca Allah’tır.
Korkarak Zâlim Güçleri PutlaştırmakAllah’ın bilgisi, kudreti ve rahmeti altında yaşanırken verdiği hakları ve hürriyetleri çiğnemeye, emirleri ve yasaklarını engellemeye kalkışan zalim güçleri ve baskılarını korku ile putlaştırmak İslâmî imana da olgun akla da aykırılıktır.
Peygamberimiz, haklar ve hürriyetlerin çiğnendiğini gördüğü halde sessiz kalan ve bu tavrını insanlardan ve beşerî düzenlerden korku ile gerekçelendirmeye kalkışan kulunu Allah’ın şöylece kınayacağını bildirmektedir:
“İyi de senin benden daha çok korkman gerekmez miydi?” (İ. Mâce, Hn. 4008)
—Salât ve selâm üzerine olsun— Peygamberimiz bizleri şöylece de uyarmaktadır:
“İnsanlardan duyacağı korku sakın ha sizlerden birinizi tanık olduğu haksızlıkları haykırmaktan alıkoymasın. Zira gerçekleri seslendirmek ne ölümü yaklaştırır ne de rızkı uzaklaştırır.” (M. Zevâid 7/265)
“İyice biliniz ki aşağılandığı ve haklarına tecavüz edildiğinde Müslüman kardeşini gıyabında savunan kişiyi Allah Cehennemden koruyacağını vadetmiştir.” (M. Zevâid 8/95)
Sunulan hadisler ve benzerlerinden anlaşılacağı üzere hakları ve özgürlükleri koruma ve çiğnetmeme noktasında kesişen Allah ve insan korkusunda dengeyi Allah korkusu lehine işleterek zalim ve sömürücü kişi ve kurumlara karşı meşru yöntemlerle mücadele vermek imanı pekiştirmenin zaruri yoludur.
Bunun içindir ki insan korkusunu Allah korkusuna eş tutarak hakları ve hürriyetlerini savunamayan namazlı ve zekâtlı müminler Nisâ sûresinin 77. âyetiyle kınanmıştır. Baskıcı yöneticiler ve yönetimlere karşı gerçekleri haykırmak da Peygamberimizin diliyle en faziletli amel-cihad olarak açıklanmıştır. (Keşfü’l-Hafâ, Hn. 457 notu)
Değinildiği üzere korku bir hayat realitesidir. Ama Allah’a yönelik korkuyu geliştirip insan kaynaklı korkulara hâkim olmaya çalışmak da görevimizdir.
Öldürülmek, uzun süreli hapislere ve ağır işkencelere uğratılmak gibi tehditlerin oluşturacağı korkular bir tarafa, korkulara hâkim olmaya çalışma görevimizi ihmal etmek zillet ve azap sebebidir. Böylesine bir atalet (tembellik) ve yüreksizlik insan ve Müslüman olarak sahip çıkmak ve korumakla yükümlü olduğumuz can, mal, akıl, din ve ırz gibi kutsallarımızı sahipsiz bırakmaktır. Alınması Kur’ân’ımızın da tavsiyesi olan ihtiyatı, tedbir olmaktan çıkararak onursuzluk gerekçesine dönüştürmektir. (Nisâ 102)
Biz müminiz. Cennetin nefislere ağır gelen yükümlülüklerle çevrildiğini bilerek hakları ve hürriyetlerini savunan medenî ve yürekli insanlar gibi yaşamalıyız. Bunun için de Peygamberimizin yaptığı gibi:
“Allah’ım! Korkaklıktan sana sığınırım.” şeklinde içten dualar etmeliyiz.
Yüce Mevlâ’mızdan bizleri bilgili, yürekli ve ihlaslı öncülerle nimetlendirmesini diliyor, hutbemizi korkuları mağlup etmenin genel yöntemini veren bir âyetle bitiriyorum.
“Allah, iman eden ve (hak ve özgürlüklerini yaşamak ve korumak gibi)
erdemli davranışlarda bulunanlara… çektikleri korkulardan onları mutlaka güvenli bir ortama kavuşturacağına dair söz vermiştir. Çünkü böyleleri yalnızca Bana kulluk eder. Benden başkasına tanrısal güçler ve nitelikler yakıştırmazlar. Artık bütün bu açıklamalardan sonra da hakkı inkâr yolunu seçenler, günaha gömülüp gitmiş olanların ta kendileridir.” (Nûr 55)
Ali Rıza Demircan