
İSTANBULUN FETHİ
Ma'nave madde fâtihi olan Peygamberimiz,
İstanbul'un fethini müjdeleyen mucizevî bir hadislerinde şöylebuyurmuşlardır:«Kostantiniyye elbette feth olunacaktır. Onu fetheden kumandanne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.» (1)
Her haberi doğru, hersözü gerçek, her işareti hak olan Yüce Peygamberimiz, bu mübarek sözleri ile İstanbul'unfetih emirlerini vermiş, bu emri yerine getirecek kumandanı sevmiş, fetih mücâhidlerini bağrına basmıştı.
SevgiliPeygamberimizin inanan kalpleri fetih aşkıyla çağlatan bu iltifatı,İstanbul'un Müslümanlar tarafından defalarca muhasara edilmesine yol açmıştı.Fakat bu manevî devlet Osman Oğulları'ndan Fâtih Sultan Mehmet Han'a nasîbolmuştu.
İslâm Dini'nin hayatnizâmı ve adalet ilkesi üzerinde kurulan Osmanlı Devleti'nin, Ulu Peygamberimizinizinde yetiştirilmiş 22 yaşındaki bu genç bilgin hükümdarı, Peygamberimizin «One güzel kumandandır» müjdesine mazhar olma aşkıyla yanmıştı. Gece-gündüz fetihsevdasıyla yaşamış, sağlam bir imanla lüzumlu bütün hazırlıkları yapmış,gerekli tedbirleri almıştı.
6 Nisan 1453 Cuma günüsurların dibinde kılınan Cuma namazından sonra ufukları inleten tekbir sedâlarıile muhasara başlamıştı.
İstanbul'un fethiarzusuyla tutuşan maddî ve ma'nevî güçle mücehhez üç yüz bin mücahid ve yüzyirmi parça donanma ile başlayan muhasara, elli üç gün sürmüştü. Gülleleredayanan surlar, candan, canandan geçen mücâhidlerin gaza ve şehâdetmefkûresine mağlûb olmuştu.
Muhasara uzadıkça bâzanümidler kınlıyor, fakat âlimler cihâd âyetlerini okuyarak mücâhidleri teşci ediyor,asırlar önce İstanbul, surlan önünde şehid düşen büyük sahâbî Ebû Eyyüb-elEnsârî'yi misâl vererek askerleri gayrete getiriyorlardı.
Medine'ye hicretindePeygamberimizi hanesinde misafir etmiş, Bedir harbinde İslâm ordusunun yeşilsancağını taşımış bu yüce sahâbî 80 yaşında bir pîr iken İslâm ordularıylaKonstantiniyye'ye (İstanbul'a) gelmiş, muhasara sırasında arzusuna ermiş;şehid düşmüştü.
İstanbul'unmanevî fâtihi Akşemseddin'in bu yüce sahâbînin kabrini keşfetmesinden sonrafethin müyesser olacağına imânı artan Anadolu ve Rumeli askerleri, birerkahramanlık örneği kesilmiş, Ebû Eyyüb-el Ensârî'yi yeşil sancağı ilearalarında hissetmişlerdi. Her nefer bir Ulubatlı Hasan olmuştu.
«Ya ben İstanbul'ualırım, ya İstanbul beni» diyen genç Fatih, hocası Akşemseddin ilekumandanlarını, askerlerini coşturuyor, sarsılmayan azmî ve Allah'ıninâyetiyle 70 parça gemiyi Kasımpaşa sırtlarından Halic'e indiriyordu.
27 Mayıs Pazar günüaskerine oruç tutarak fethe hazırlanmalarını emreden Fâtih Sultan Mehmed Han,29 Mayıs sah sabahı, sabah namazından sonra okunan Fetih sûresini dinleyenmücahidleriyle son hücumu yapmış, surlar açılmıştı.
Tekbir sadâlarıiçersinde şehre giren Fâtih'in Peygamberimizin; «O ne güzel kumandandır»medhine mazhar olmanın bahtiyarlığı içerisinde kalbi sür urla dolup taşıyordu.
«Allah cihâdını mübarek kılsın hünkârım.»diyereketrafını çevreleyen kahramanlarına «Allah'a şükürler olsun, Allahşehîdlerimize rahmet etsin, mücâhidlerimize şeref ve saadetler ihsan buyursun»diye cevaplar veriyordu.
Fâtih Sultan Mehmed Han böyleceetrafında yükselen «Maşallah Padişahım, çok yaşa» âvâzeleriyle şehrin ortasınavarmış, burada durarak mücâhidlerine şu kısa hitabelerini irâd buyurmuşlardır:
«Ey kahraman mücâhidler!Allah'a hamd olsun. İşte bundan böyle sizler Kostantiniyye fâtihlerisiniz. Hz.Peygamberin medih buyurduğu şerefli askerler sizler oldunuz, gazanız mübarekolsun. Asla çocukları, din adamlarını, sizinle harbetmeyen kimseleriöldürmeyin, kadınlara dokunmayın ki Peygamberin size lâyık gördüğü şerefinehli olasınız.»
Sonra atından inerekkıbleye dönmüş, yüzünü topraklara sürerek Allah'a şükran secdesine varmıştı.Korku içerisinde dehşete düşen İstanbul halkına haberciler salmış: «Herkesişine baksın, malından, canından, ırzından emin olsun; huzursuzluğa meydanverilmeyecek» diye nidalar olunmuştu.
Sınırsız bir din vevicdan hürriyeti tanıyarak geçek adaleti tesis etmişti.
Büyük Fatihimiz böylece,İstanbul'un yalnız toprağını değil, Bizanslıların gönüllerini de fethetmişti.
Fethin 3. günüİstanbul'da ilk Cuma namazını, camiye tahvil ettiği Ayasofya'da kılan, çağkapayıp, çağ açan yüce ceddimize, Cenab-ı Mevlâ'dan rahmet niyaz ederim.
Saygı DeğerMü'minler!
Görülüyor ki,İstanbul'umuzun hakikî fâtihi, müjdeli talimatı veren Peygamberimizdir.Peygamberimiz, Fâtih'in ve fetih askerlerinin gönlünde taht kurmasaydı İstanbulalınmaz, bu ma'bedler diyarı İslâm'ın malı olmazdı.
Evet, Ayasofya'sıylaberaber İstanbul İslâmın malıdır. Yalnız İstanbul değil, tarihi ile beraber-bütünAnadolu İslâma âiddir.
İslâm'la yücelmişmilletimizin Anadolu'daki tarihini başlatan Malazgirt zaferi, İslâm'a vatan,adaleti götürecek mekân arayan Müslümanların zaferidir.
26 Ağustos 1071 Cumagünü Cuma namazından sonra askerlerinin önüne geçerek onları teşcî eden ve:«Allah'ım, Sen'i kendime vekil yapıyor, azametin karşısında yüzümü yeresürüyor ve Sen'in uğrunda savaşıyorum. Allah'ım, niyyetim hâlistir. Banayardım et, sözlerimde hilaf varsa beni kahret» niyazı ile Allah'a teslimolan, şehîd edildiği yerde gömülmesini vasiyyet eden Alparslan Gazi ve kahramanmücâhidleri İslâm Nizamı'ndan güç alan insanlardı. Antakya'yı fethedince yüz onmüezzinle şehrin büyük kilisesinde ezan okutan Anadolu Türk Devleti kurucusuSüleyman Şah âdeta insan arzu ve irâdesine dayanan zulüm idâresininyıkıldığını, İslâm Nizamı adına âdil ve bereketli bir idarenin kurulduğunu ilânediyordu.
Osman Gazi'nin ölümdöşeğinde, oğlu Orhan Gazi'ye yaptığı aşağıdaki vasiyet, devletimizin temelfelsefe-siydi.
«Oğlum, senden dileğim,zulüm ve fenalığa iltifat etmemektir. Dünyayı doğruluk ile şenlendirmeli. Benimruhumu da cihâda devam ederek şâd eylemelisin. Dinî hükümlerin intizamlayapılması için ilim adamlarına hürmet et. Asker ve mal ile gururlanma.Dinimizin adaletine aykırı şeylere heves etme. İstediğim Allah'ın dinidir.Yoksa dünya padişahı olmak için kavga etmek maksadını gütmeyesin. Ben yalnızdin için, Allah'ın rızâsı için harb ettiğim gibi, sana da benim yolumda gitmenyaraşır.»
Evet... İslâm Nizamı'nınhediyesi olan Anadolumuzu İstiklâl Harbi ile kurtaran yine halkın İslâmî imanı,gönüllerde yaşayan gaza ve şehâdet mefkûresiydi.
Ezanlar dinmesin,ma'bedlerimizin göğsüne nâmahrem eli değmesin, namusumuz lekelenmesin, ecdadamakber şühedâya türbe olmuş İslâm'ın bu son yurdu çiğnenmesin, İstiklâl-i Dinve Vatan elden gitmesin diyen her imanlı yiğit candan geçmiş, İslâm'a vatanolmuş bu topraklarda yedi düvele baş eğmemişti.
Tarihimizin, dinimizigerçek manasıyla yaşadığımız her devrinde, İslâm mübarek topraklarımıza rahmetgibi sinmiş, ecdadımızın gönüllerinde filizlenmiş, millî zevklerimizde ve sanateserlerimizde renk renk tecelli etmiş ve 6 asır yaşayan büyük devletimizinhayat iksiri olmuştur. Evet, aziz ecdadımızın inşa ettiği medeniyette, icraettiği adalette, tesis ettiği vahdette görülen diriltici ruh İslâm'dı. Bizim,her muvaffakiyetimizin sırrı İslâm'dı. Gerileyişimizin ve çöküntüyeuğrayışımızın ana sebebi de, İslâmşeriatından ayrılışımız olmuştur.
Muhterem Mü'minler!
Biz İslâm'la var olmuşuz,bu nizamla yaşamışız. Ahlâkımızı, adaletimizi, var olma gücümüzü, kudretliolma aşkımızı Allah'ın dininden devşirmişiz.
Tarihmizde olduğu gibidevrimizde de fert ve toplum olarak manevi yönden yücelmek, madi bakımdan gelişmek istiyorsak biricik yol İslâm'adönmek, O'nun hayat yasalarına göre hayatımızı düzenlemektir.
Istanbulumuzun fethininbu yıldönümünde Yüce Rabbimden cümlemize tarih şuuru vermesini, İslâmî çizgideyürüme aşkını ihsan etmesini dilerim.
Hutbemizibir âyetle bitiriyorum: «(Ey Mü'minler!) Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer gerçek mü'minler iseniz en üstün sizlersiniz.» Al-i İmran, 139
1- C.Sağîr, 2/123.


