İSLÂM’LA ÇATIŞANLAR SAYGIDEĞER OLAMAZLAR

İSLÂM’LA ÇATIŞANLAR SAYGIDEĞER OLAMAZLAR
Kur'ân çizgisinde sık sık vurgulamaya çalıştığımız üzere insan en güzel kıvamda yaratılmış varlıktır. Yüce Allah onu Ruhundan değerler katarak yaratmıştır. Bütün yeryüzü insan için halk edilmiş, gökler onun yararlanabileceği şekilde düzenlenmiştir. Melekler yalnızca ona ihtiram secdesine vardırılmıştır ve o, hür iradesiyle ilâhî egemenlik altında yaşamakla mükellef tutulmuştur.

Ne var ki ancak aklını gereğince kullanan ve Peygamberlerin tebliğ ettiği ilâhî mesajlar çizgisinde hayat sürenler yaratılışlarındaki yüceliği koruyabilmişlerdir.

Yaratanı tanımayanlar ve O’nun yasaları doğrultusunda kulluk bilinci içinde yaşamayanlar Kur’ân’ın vasfetmiş olduğu gibi manen pislerden, yaratılmışların en şerlilerinden, hayvanlardan daha sapıklardan… olmuşlardır. Burada sözü doğrudan Kur’ân âyetlerine bırakalım:

“Ey İman Edenler! Allah’tan başkalarına (yaratıcılık-yaşatıcılık ve yasa koyuculuk gibi) tanrılık vasıflarını yakıştıranlar düpedüz pisleşmiş kişilerdir…” (Tevbe 28)

“Gerçek şu ki, (bütün kanıtlara rağmen) hakikati inkâra şartlanmış olanlar —ister geçmiş vahyin mensuplarından, isterse Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştıranlardan (olsunlar)— kendilerini Cehennem ateşinde kalıcı bulacaklardır. Onlar bütün yaratıkların en şerlileridir.” (Beyyine 6)

“Sen hiç kendi nefsî arzularını tanrılaştıran birini düşündün mü? İmdi böyle birinden de sen mi sorumlu olacaksın? Yoksa sen onlardan çoğunun (senin ulaştırdığın mesajı) dinlediklerini ve akıllarını kullandıklarını mı sanıyorsun? Hayır hayır, davar sürüsü gibidir onlar, doğru yoldan hiç mi hiç haberleri yoktur.” (Furkan 43-44)

Sekülerleştirilmiş (maddecileştirilmiş) toplumumuz içinde Kur’ân’ımızın vasıflarını belirlediği türden mürteci insanlarla iç içe yaşadığımız bir gerçektir. Bunlar arasında politikacılar, bürokratlar, bilim adamları, askerî rical ve ünlenmiş sanatçılar da vardır.

Kur’ân-ı Kerîm, İlâhî yasaların belirlediği yücelik çerçevesi dışında kalmış ve pek aşağılara yuvarlanmış olsalar bile Yaratan’dan ötürü onlara maddî ve manevî iyiliklerde bulunulmasını, hukukî ve ekonomik adâlet gösterilmesini, hatalarının bağışlanmasını emretmiştir. Gerektiğinde onlarla güzelce tartışılmasını ve de onlara yumuşak ve etkileyici sözler söylenilmesini öğütlemiştir.

Yaratanımızın özetlenen Kur’ânî emirleri ve öğütleri gereği erdemliliğimizi kanıtlarcasına onlara güzellikler saçabilir, ikramlarda bulunabiliriz.

Ama onları batıl inançları ve yaşantıları içinde yüceltebilir miyiz? Bir diğer deyişle onlara “beyefendi, beyefendi hazretleri, saygıdeğer büyüğümüz, zat-ı devletleri” gibi ihtiram içerikli ifadelerle hitap edebilir miyiz? Cuma Mesajımızın omurgasını teşkil eden bu sualleri şöylece cevaplandırabiliriz:

1. Ne derece bâtıl inanç ve yaşantı sahibi olurlarsa olsunlar müminler olarak haklarımız ve hürriyetlerimize saygı duyanlara, bizlere karşı medenî insanlar gibi davrananlara ve edepli bir üslûp kullananlara yalnızca “sayın” gibi yalın saygılı hitaplarda bulunabiliriz. Onları, ilmî başarılarını, âdil yönetimlerini, sağlam üretimlerini yansıtıcı ifadelerle tavsif edebiliriz. Onlara karşı Kur’ân diliyle yapmakla öğütlendiğimiz “adâlet ve birr” bunu gerektirmektedir:

“İnancınızdan dolayı size karşı savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan sürmeyen (inkârcılara) gelince, Allah onlara iyilik yapmanızı ve adâlet uygulamanızı yasaklamaz. Çünkü Allah âdil davrananları sever.” (Mümtehine 8)

2. Ünvanları, konumları ve rütbeleri ne olursa olsun İslâm karşıtlarından veya Müslüman görünümlü kişilerden olup da gerek bizim ve gerekse başkalarının temel haklar ve hürriyetlerini çiğnemeye kalkışan, mütecavizlere maddî ve manevî destek veren, etkileri ve yetkilerini zâlimce kullanan insanlar için asla yüceltici ifadeler kullanamayız.

Örneğin hakîkatlerle örtüşen inançlarımızı aşağılayan aşağılıkları; namazımızı, orucumuzu, örtümüzü, alkollü içkiler ve faiz karşıtlığımızı görevlerimizden alınma sebebi gören, bu yönde uygulama yapan ve yaptıran zâlimleri; demokratik atılımlarımızı engellemeye kalkışan hukuk tanımaz ilkel tipleri saygıdeğer beyefendiler olarak nitelendiremeyiz. Böylesi aşağılatıcı davranışlar Mümtehine Sûresi’nin 9. âyetinde şöylece yasaklanmaktadır:

“Allah, yalnızca inancınızdan dolayı size karşı savaşan ve sizi anayurdunuzdan süren (veya başkalarının) sizi sürmesine yardım edenlere bağlanıp yüceltici dostluk göstermenizi yasaklar. İçinizden onlara dostluk gösterenlere gelince, gerçek zâlimler işte onlardır.” (Mümtehine 9)

3. Bu ilâhî yasağın Kur’ân’la getirilmiş ve Nebevî Sünnet’le pekiştirilmiş bir tek istisnası vardır. O da takiyyedir. Sosyal konumları ve güçleri sebebiyle şahıslarımızı ve davamızı şerlerinden korumak gereğini duyduğumuz insanlara karşı Takiyye yaparak donuk ve resmî fakat yüceltici beyanlarda bulunabiliriz.

Kur’ân’ın zarûret hâlinde onayladığı takiyyeyi Peygamberimiz de misallendirmiştir. O, şer merkezi olarak vasıflandırdığı şahsı, kendisini ziyaret ettiğinde ilgi odağı kılmış, bunun sebebini soran eşi Hz. Âişe’ye şöyle buyurmuştur:

“İnsanların en kötüleri sözleri ve eylemlerinden korunmak için kendilerine saygı gösterilenlerdir.” (Âl-i İmrân 28; Et-Tâc 5/27)

4. Bizzat Rabbimizin imansızlıkları ve bâtıl yaşantıları sebebiyle aşağıladığı tipleri de dikkatlerini çekmek, ilgilerine mazhar olmak ve lütuflarına uğramak için yüceltemeyiz, saygılı ifadelere muhatap kılamayız. Üstün olan İslâmî şahsiyeti küçültücü bu gibi sözlü ve fiilî davranışlar da bizlere yasaklanmıştır:

“Müminleri bırakıp da hakikati inkâr edenleri temsil ve tasarruf yetkisi vererek dost edinenler; onlar tarafından onurlandırılmayı isteyenler, onlarla şeref kazanacaklarını mı umuyorlar? Unutmayın ki asıl şeref Allah’a aittir.” (Nisâ 139)

“… Şeref Allah’ın, Peygamberi Muhammed’in ve de müminlerindir, ama iki yüzlüler bunu bilmezler.” (Münâfikûn 8)

Bütün yaratıkların yaratıcısı olan Allah’ımızın pisler, yaratılmışların en kötüleri, hayvanlardan da sapık ve… içi boş kütükler olarak nitelendirdiği tiplere tahammül edebiliriz, açıklanmaya çalışıldığı üzere onlara tüm insanî faziletleri yağdırabiliriz. Ancak onları asla yüceltemeyiz; onlara “saygıdeğer beyefendiler” olarak hitap edemeyiz. Onları yüceltmek yalnızca öz canlarımıza değil onlara da zulümdür.

Yaşadığımız şartlar sebebiyle değinmek zarûretini duyduğumuz mevzuumuzu bir hadîsle bitiriyorum:

“İslâm’la beşerî düzenler arasında bocalayıp duranlara ‘beyefendi, beyefendi hazretleri, saygıdeğer büyüğümüz’ gibi laflar etmeyin. Yüceltmeleriniz sebebiyle beyefendilik makamlarına gelirler-getirilirlerse Rabbinizi öfkelendirmiş olursunuz.” (Ebû Dâvûd, Hn. 4956)

Ali Rıza Demircan

https://www.alirizademircan.com.tr:443/islamla-catisanlar-saygideger-olamazlar-3-706h.html



Sexual Life According To IslamİSLAMA ƏSASƏN SEKSUAL HƏYATСЕКСУАЛЬНАЯ ЖИЗНЬ СОГЛАСНО КАНОНАМ ИСЛАМАئىسلامدا جىنسىي تۇرمۇشبيان حكم استرقاق الأسيرات و الاستغلال الجنسي لهن في ضوء القرآن والسنة
Ana Sayfa | Biyografi | Eserleri | Cuma Hutbeleri | İnceleme Makale | Güncel Konular | Haberler | İletişim