
İSLAM’DA YARDIMLAŞMANIN ÖLÇÜSÜ
İslâm Dini hayatlarını kolaylaştırmaları, geliştirmeleri ve mutluolmaları için mü'minlerin birbirleriyle yardımlaşmalarını mecburileştirmiştir.
Hayat yasamız Kur'ân-ı Kerîm'de Rabbimiz şöylece emir buyurmuştur:«...(Allah'ın sevgisine ulaştıracak) iyi, güzel, doğru olan işlerde ve Allah'ınemirleri ve yasaklarını uygulamada birbirinizle yardımlasınız...» (1)
Bu ilâhî buyruk, zenginlerle-fakirler, bilginlerle-cahiller,güçlülerle-âcizler gibi maddî ve manevî bakımdan yardımlaşmaları mümkün olanbütün mü'min fertleri vazifelendirmektedir.
Peygamberimizin ifadesiyle «Birbirlerini sevmede, birbirlerine acımada,yekdiğerini korumada bir vücut gibi.» (2) olması gereken mü'minlerin mükellef kılındıkları bu yardımlaşmanınölçüsü ne olacaktır?
Bilmek mecburiyetinde olduğumuz bu mukaddes ölçüyü şanlı Peygamberimiz sunacağımz şu hadîslerinde bizlere öğretmektedir:«Sizdenbiriniz, kendi nefsi için istediğini mü'min kardeşi için de istemedikçe gerçekmü'min olamaz.»(3)
Nefsimiz için istediğimizi diğer mü'minler için istemek,yardımlaşmamızın ölçüsüdür. Bu kutsal ölçü gerçek imana erişin de belgesidir.
İnsanlığın tanıdığı vahiy temeline dayanmayan hiç bir kültür insanlarıinançla irtibatlandırıp içten kuşatacak ve erdemlere yöneltebilecek böylesinebir ölçü üretememiştir.
Ne acıdır bu yüce ölçünün imanlısı olan biz mü'minler de onu yeterincekullanmamaktayız.Bu mukaddes ölçüyü kullanarak yardımlaşabilseydik toplumumuzdayalan, bencillik, tecavüz ve nefret görülebilir miydi? İnsan insanahükmedebilir miydi? İnsan insanı sömürebilir miydi?
Refah ve bolluk içerisinde atılan alkollü kahkahalar arasında ihtiyaçve ızdırap iniltileri duyulur muydu?
Mes'ud ve canlı çehrelerin cemiyetinde elemli ve solgun simalargörülebilir miydi? Adaletin yerini rüşvet, ihtisasın yerini tarafgirlik, aşkınyerini ihtiras alabilir miydi?
«Kendiniz için sevmediğinizi, istemediğinizi başkaları için desevmeyecek, istemeyeceksiniz» düsturunu köklü bir îman mevzuu haline getirmişbiz mü'minler arasında elbetteki kardeşlik, sevgi ve yardımlaşma gelişirdi.
On dört asır önce ilk İslâm toplumunu oluşturan Mekke'li muhacirmü'minlerle onları kardeşler olarak bağırlarına basan, evlerine alan, mallarınıonlarla ortaklaşarak kullanan Medine'li mü'minler arasında yaşanan fazilethayatı elbette devrimizde de yaşanırdı.
Yukarıda arz ettiğimiz ve mü'minler olarak rehberliğinde yaşamakmecburiyetinde olduğumuz yardımlaşma ölçüsünü, içtimaî hayatımızda tahakkukettirebilsek; hiç şüphe yoktur ki, aramızdaki şikâyetler dinecek, ihtilâflarbitecek, elde edemeyeceğimiz müspet netice kalmayacaktır.
Zira Müslüman işveren düşünecektir; Eğer ben müessesemde çalışanişçilerimin yerinde olsaydım, işverenimin yaptığım işe ne kadar ücret takdiretmesini isterdim? Şimdi bu arzuyu işçilerim için de göstermek benim imanîvazifemdir... Evet, böyle düşünecek ve âdil ücret ödeyecektir.
Mü'min işçi düşünecektir; Eğer ben çalıştığım müessesenin işvereniolsaydım, işçilerimin ne ölçüde verimli olmasını isterdim? Şu halde kendim içinisteyeceğim verimi sağlamak Müslüman olmamın gereğidir. İşçi de böyledüşünecek ve bu ruhla çalışacaktır.
Şimdi bu duygu ile hareket edecek işverenlerle işçilerin cemiyetindegrevler, lokavtlar; görülebilir mi?
Mü'min idareci - memur düşünecektir; Eğer ben işini yapmak içinmüracaat eden(başvuruda bulunan) bir vatandaş olsaydım işimin nasıl süratli vede ihtimamla yapılmasını arzu ederdim? O halde bu arzuyu mü'min kardeşlerimekarşı göstermek benim için İslâmî bir vecîbedir... İdareci -memur da böyledüşünecek ve vazifeşinas bir insan olacaktır. Hayat pahalılığının sebepleri olarak görülebilecek üretici,tüccar Müslüman ise düşünecektir. Eğer ben bir tüketici olsaydım hangi malı,hangi fiyatla almak isterdim? Şu halde mü'min kardeşlerime kaliteli mallarıucuz fiyatla üretmeye ve satmaya çalışmak, benim için vazifedir/erdemdir.
Evet üretici ve tüccar da böyledüşünecek, vurguncu olmayacak, karaborsaya yöneleyecektir. haline gelecektir.
Misallerimizi çoğaltabiliriz. Şimdi, her bir ferdi bu asîl duygu veiman şuuruyla yaşayacak mü'minlerin meydana getireceği toplumun maddî vema'nevî gelişmesini ve huzur dolu hayatını sizler takdir buyurunuz.
Özet olarak ifade etmek gerekirse, sanat ve ticaret hayatımızda,memuriyet ve iş hayatımızda, kültürel ve siyasî hayatımzda kendi nefsimiz içinarzu ettiğimizi başkaları, için arzu etmedikçe, kendimiz için sevmediğimizibaşkaları için de sevmedikçe cemiyet inşanı olamayız. Cemiyet (toplum) insanıolmadıkça da, Allah'ın rızasına eren, Cennet'le müjdeli kullardan olamayız.
Bunun içindir ki, Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöylebuyururlar:«Bir kimse Cehennem'den uzak kalmayı ve Cennet'e girmeyi arzu ederseAllah'a ve âhiret gününe iman ettiği halde ölmelidir. Bir de kendisine yapılmasınıistediği şeyi başkalarına yapsın.» (4)
Aziz Müslümanlar!
Kendi nefsİmiz için sevdiğimizi bütün insanlar için de sevelim.Cemiyete faydalı bir insan olmaya çalışalım.
Yüce Rabbimden, gönüllerimizi muhabbet ve yardımlaşma duygularıyladoldurmasını niyaz eder, hutbemizi bir âyet meali ile bitiririm.
«Gücünüz ölçüsünde Allah'ın emirleri ve yasaklarına aykırılıktankorunun. (Allah'ın vePeygamberinin buyruklarını) dinleyin ve itaat edin. Kendiniz için maddîyardımlar yapın, (iyice bilin ki) ancak, nefsinin çıkarcılığından korunacakolanlar, (evet) onlardır mutlu olacaklar.
(İnsanlara maddî yardımlar yaparak) Allah'a güzel bir borç verirsenizAllah onu sizler için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah az hayra çokmükâfat verendir. O, ceza vermek için de acele etmeven dir.»(5)
1.Maide, 2.
2.Mişkâtül-Mesâbih,Hadis No: 4958.
3.Et-Tac, 1/26
4.R. Salihin B.Nehyi Anil-Eza.
5.Teğabun, 16-17.


