
İSLAM'DA İŞÇİYE YÜKLENEN VAZİFELER
Nefsinin ve ailefertlerinin ihtiyaçlarım karşılamak, akrabanın ve toplumun muhtaçlarınayardımcı olmak için çalışmak Peygamberimizin açıklamasına göre vacib birgörevdir; günahlara keffaret ve sevaplara sebep bir ibâdettir.
Çalışmak ibâdet olunca,pek tabiidir ki, çalışan kişi de çalıştığı sürece ibadet içindedir.Ancakçalışmanın ibâdet olması için işin helâl olması, işçinin ibadette olması içinde İşindeki vazifelerini tam yapmış olması lâzımdır.
Hutbemizde bu vazifeleridokuz madde halinde özetleyerek sunmaya çalışacağız.Mevzuumuza girmeden önce şuhususu tam bir açıklıkla belirtmek isteriz.
Biz bu hutbemizde işçisözcüğü ile yaptığı işe göre veya haftalık- aylık gibi zamana göre ücret alansanatkâr, amele, mühendis, sendikacı öğretmen ve memur gibi çalışan her birferdi kastediyoruz.Bu sebepledir ki burada hulâsa edeceğimiz vazifeler umûmîvasıftaki vazifelerdir.
a - Mümin işçinin sorumluolacağı ilk mukaddes vecîbesi İslâm Dini'nin meşru: Helâl gördüğü bir iş vehizmet alanında çalışmaktır.
îşin ibâdet ve almanücretin Helâl olmasının ilk şartı budur.
Faiz kurumlan ve içkiüretici müesseseler gibi dinimizin yasakladığı alanlarda çalışmak Hakk'a isyanve halka zulümdür. (l)
Mümin işçi ücretiniharam, kendisini günahkâr kılacak ve azaba uğratacak haram iş ve hizmettürlerinden şiddetle kaçınmalıdır.
Mümin işçinin işinHelâlinde çalışmak gibi bir vecîbesi de kendisine götürü iş yapacağı veyayanında çalışacağı insanları -mümkünse- gerçek müminlerden seçmektir. Zirahayatın her anı ve safhasında hakikî müminleri araştırmak,, bulmaya çalışmakve tercih etmek bir îman görevidir. (2)
b - Kabul ederek;üstlendiği işi bizzat yapmak mümin işçinin vazifesidir.
Müminler!
Hususi sektörde işverenleanlaşma gereği, amme sektöründe yönetmelikler icabı işi bizzat yapması gerekenkişinin ücrete hak kazanabilmesi, için işini bizzat yapması vazifesidir. Birbaşkasına devredemez.
Her işçi hususîsıfatlara, şahsî tecrübe ve maharetlere sahiptir.
İşveren anlaşma sırasındaücretli işçiye, «Bu iş bizzat senin tarafından yapılacaktır» diye şart koşuyor sa,iş bizzat' kendisiyle şifahî veya yazılı sözleşme yapılan işçi tarafındanyapılacaktır.
Meselâ bir ameliyat için Dr.Ahmet ile anlaşma yapılsa Dr. Ahmet işi Dr. Mehmet'e devredemez. Bizzatyapması için bir tamirci ile pazarlık yapılsa tamirci işi ustasına bırakamaz.
Memurlar ve özelhizmetliler de deruhte ettikleri işi bir başkasına devredemezler. (3)
c - Kanunlara, örfe veyasözleşmeye göre çalışmakla vazifeli olduğu iş günleri ve iş saatlerinde normalbir verimle çalışmak mümin işçinin görevidir.
İşçi çalışma saatlerindedirenişe geçer, vazifeden kaytarır veya herhangi meşru olmayan bir sebepleişini yapmazsa hainlik etmiş olur. İşverenin hakkım zimmetine geçirmiş, haramyemiş olur. Allah hainleri ve hakka tecavüz edenleri sevmez. (4)
Mes'elenin ehemmiyetindenötürüdür ki; İslâm bilginleri «bir işçi iş saatinde Kur'an okur da bu okumasısebebiyle işine ilgisiz kaldığı için bir zarara sebebiyet verirse, bu zararın kıymetiniödemesi gerekir» görüşündedirler.
Aziz Müminler!
d - Belirlenen birtarihte bitirmek ve teslim etmek üzere mukavele (sözleşme) yaptığı işizamanında bitirmek ve teslim etmek de Müslüman işçinin ödevidir.
Zira Allah «...Sözleşmelerinizin gereklerini yerine getiriniz...» (5)buyurmaktadır. Bu ilâhî emre aykırılık haramdır; büyük günahtır.
Ancak ihmalkârlık vezarar verici bir kasıt olmaksızın hava şartlarının elverişsizliği gibi kişiyiaşan sebeplerden dolayı işin gecikmesinden işçi sorumlu olmaz.
e - Mümin işçinin birvazifesi de kendisine teslim edilen iş araçlarını ve işe konu mallarıkorumaktır. Gerek hususî sektörde olsun ve gerekse amme sektöründe olsunçalışan kişi kendisine teslim edilen mallan, üzerinde çalıştığı her türlü aletve makineleri kendi malı gibi korumak mecburiyetindedir.
Peygamberimiz şöyle buyururlar: «Hepiniz güdücüsünüz.Her biriniz de güttüğünüzden mesuldür...» (6)
İşçi de işverentarafından kendisine emanet bırakılan malın güdücüsüdür. Gücü nisbetindekorumaya çalışacaktır.
Bırakılan emanetlerikorumak ise Firdevs Cennetine girecek bahtiyarların vasfıdır. (7)
f - Müslüman işçinin birmükellefiyeti de Hak'dan sapan nefsinin arzusuyla veya batılperest yıkıcılarınçağrısıyla çalıştığı yere zarar \ ermekten kaçınmaktır.
Tornacı ve terzi gibiişçilerin müşterilerinin mallarına, memurlar ve işçiler gibi çalışanların daçalıştıkları iş yerlerine kasıtla zarar vermeleri zulümdür. Onlar verdiklerizararı ödemekle yükümlüdürler. (8)
g - Mümin işçinin birgörevi de bilmediği işi yaparım diyerek üstlenmemektir.
Rabbimiz Kur'ân-ı Kerîm'de:«Bilmediğin şeyin ardınadüşme...» (9) buyurmuştur.
Bu emir uyulması gereken bir ilâhî kanundur.
Kişi bilmediği,anlamadığı bir işi üzerine alır da zarar verirse iyi niyetli de olsa zararıtazmin etmek durumundadır. Meselâ; peygamberimiz, bir hadîslerinde, doktorolmadığı halde tedaviye kalkışan ve böylece bir zarara sebebiyet veren kişileriçin şöyle buyurmuştur:«Kim tabipliği bilmediği halde tedavi etmeye kalkar dabir zarar verirse zararı karşılayacak diyeti öder.»
h - Mümin işçinin biryükümlülüğü de çalıştığı müessesedeki bazı imkânları izinsiz olarak şahsî çıkarlarıiçin kullanmadan sakınmaktır.
İşverenin malından izinalmaksızın başkalarına ikram etmek, iş yerinin telefonunu ye arabasını husûsîişlerinde kullanmak ve benzerleri, müminlerin kaçınmaları gereken hakkatecâvüz türleridir.
Hak helâlliğialınmadıkça bunların cezası mutlaka çekilecektir.
MuhteremMüminler!
k - Müslüman işçininişini ibâdete dönüştüren çok mühim bir vazifesi de üzerine aldığı işi en güzelve en sağlam şekilde yapmak için çalışmaktır.
Peygamberimiz şöylebuyururlar. [«Allah, yapılan her işin ihsan üzere; Allah görüyormuş şuuruiçinde güzel yapılmasını emretmiştir...» ve «Allah yaptığı zaman işini sağlamyapan kullarını sever.»] (10)
İşçi, işi üzerindehassasiyet gösterecek, güzel ve sağlam yapacaktır. Memura nispetle işingüzellik ve sağlamlığı dikkatle, usulüne uygun ve süratle yapılması, fırıncıyagöre ise hamuru temiz tutmak, iyi yoğurmak ve ekmeği iyi pişirmektir. Misallerçoğaltılabilir.
İşçi olarak bu husustakiölçümüz kendimizi müşteri veya işveren yerine koyarak, nefsimiz içinistediğimizi onlar için de yapmaktır.
Gaflet ve intizamsızlıksebebiyle güzel ve sağlam yapmamak bir tarafa yapılan işe hile karıştırmak iseaslında ibadet olan işi harama dönüştürür ki, bu büyük günah mümini İslâmKulpu'ndan koparır. Çünkü Peygamberimiz«Bizi aldatanlar bizden değildir» buyurmuşlardır. Bu sebepledir kiİslâm bilginlerinden bir kısmı hile karıştırılmış malların imhasına dahi fetvavermişlerdir. 1 - Mümin işçinin yukarıda açıklanan görevleri yanısıra çokmühim bir görevi de taleb etme hakkım haiz olduğu yeni haklan zulüm yoluyladeğil adalet öl-çüleri içinde istemekdir.
Büyük çoğunluğu İslâminancı ve kültüründen yoksun olduğu için işverenlerin mühimce bir kısmının çalıştırdığıişçilerine karşı vazifelerini tam olarak yapmak istemediği bir gerçektir.
Ancak böyle de olsaİslâm'da Peygamberimizin talimatıyla «Zarar vermek veya zarara zararlakarşılık vermek» (13) haram kılındığından mümin işçi hak talebini marxistsınıf sendikacıları ve işçiler gibi zarar verici ve tahrib edici eylemlerledeğil de bu sınırlara varmayan yollarla yapmalıdır.
Özetlemeye çalıştığımız görevlerine karşılık mümin işçinin pektabiî ki haklan da vardır.
a - Emeğine eşit olabilecek âdil bir ücret almak,
b - Namaz ve Oruç gibiibâdetlerini yapmasına vasat (ortam) hazırlayacak ve sağlık şartlarına uygundüşecek bir iş düzeni içinde çalışmak,
c - Sosyal hayatta gerçeküretici olarak sevgi ve saygı görmek...
Evet, bütün bunlar işçinin temel haklarıdır. (14)
Günahlarının affı,Mevlasının rızası ve âhiret saadeti de mümin işçinin, vazifelerini yapmasınakarşılık sağlayacağı yüce bir kazançtır. Yüce Rabbimden cümlemizi hayırlıişlere erdirmesini duâ ederim.
1) Bu bölümün üçüncühutbesi ve kaynaklarına bak.
2)Bu ciltteki‘Dostlarımız, Ancak Mü'minlerdir' hutbesi ve kaynaklarına bak.
3) Kur'ân âyetleri ve Peygamberimizin hadîslerinden Hanefi Mezhebi müctehitlerinin çıkardığı hükümler esas alınarakdüzenlenmiş olan ve İslâm Hukukununbazı bölümlerini ihtiva eden 1851maddelik Mecelle'nin bu mevzudaki 571. maddesi şöyledir.
«Binnefs (bizzat) amel etmek yani kendi işlemek üzere isticar olunanecîr (ücretle tutulan işçi) kendi yerinde başkasını kullanamaz.»
4)Nisa, 107; Bakara,190.
5)Maide, 1; İsra,34.
6)C Sağır, 2/95;Riyazüs-Sâlihin ve Ter. 2/73.
7)Mü'minun, 1-11.
8)Mecelle, Madde607: «Ecîrin (ücretli işçinin) taaddîsi ve taksiri ile (tecavüzü ve kusuruile) mustecerun fih telef olsa zâminolur.»
9)İsra, 36.
10)Mişkâtül-Mesâbîh, Hadis No: 3504.
11)C. Sağîr, 1/71, 75.
12)Riyazüs-Sâlihin ve Ter. 3/160.
13)C. Sağîr «Lâ zarere», 2/203.
14)Çalışan işçinin veya çalışmak isteyen kişinin çokönemli bir hakkı da kendi imkânlarıyla iş bulamaması halinde Kur'ân ve Sünnetleidare edilen cemiyette İslâmî Yönetim'den iş taleb edebilmek hakkıdır.
Evet, zârûri ihtiyaçlarını temin etmek için meşru bir işi kendiimkânlarıyla temin edemeyen her işçinin iş talebi hakkı vardır.
İslâm toplumundaki sermaye sahiplerine, sanayici ve tüccarlaraimkânlarını kullanarak, topluma yararlı üretim alanlarında teşebbüsleregirişmek, istihdam sahaları hazırlamak, farz-ı kifayedir. Pek tabiidir ki bubir ibadettir, özel teşebbüs yeterli istihdam sahaları açamıyorsa, İslâmhukukuna göre bu vazife İslâmî devlet için vacip bir görev olur. İslâm, İslâmdevletini işsizlik için bir sigorta kaynağı kılmaktadır, işçi gerçek İslâm cemiyetindeişsizliğe karşı İslâmî devlet tarafından sigortalanmıştır. İslâmî devlet ya işbulacak, ya da işsizin geçimini sağlayacak yardımlar yapacaktır.
Çünkü Devlet halkın idaresinden mesuldür.
Peygamberimiz şöyle buyururlar:
«Herbiriniz çobansınız ve her biriniz sürüsünden mes'uldür. Devlet başkanı (halife)ve diğer yetkili yöneticiler de çobandır, tebasından mes'uldür.»
Bir devlet başkam olan Peygamberimizin bu yoldaki çalışmaları mevsuktur.
Fertlerin iş bulup çalışmaları devletin borç vermesini gerektiriyorsadevlet borç da verir.
Devlet eliyle tahsil edilecek zekâtın, yine devlet aracılığıyla tediyeedileceği bir zümre de borçlular olduğundan, borçlulara ayrılacak meblağdandevletin -gerektiğinde- borç vermesi de bir vazifedir.
Kadı Ebu Yusuf'a göre; (haraç toprağının sahibi, fakirliğinden dolayıarazisini işletmekten aciz duruma düşerse, çalışması ve toprağını işletmesiiçin borç olarak devlet bütçesinden ihtiyacı karşılanır).
İmam-ı Gazali, İhyau'l-Ulûmun'da «işi olmıyana iş bulmak, çalışabilenkimselere iş yapacak alet ve araçları temin etmek devletin vazifesidir» görüşünükaildir.
Ayrıca ziraatın tek geçim kaynağı olduğu yerlerde, Devlet, kendisine aitolan toprakları fakirlere dağıtabilir. Gerektiğinde başkalarının mülkünde olantoprakları satın alarak onlara tevzi edebilir.
Kur'ân ve Sünnetin hâkim olduğu toplumda kişinin iş talep etme hakkıolduğu gibi mesken, evlilik, yiyecek giyecek ve tedavi gibi zaruriihtiyaçlarını karşılayacak bir ücret talep etmeye de hakkı vardır.
Çalıştırdığı memurları ve işçilerine böylesine bir ücret ödeyerek misâlolmak İslâmî devletin vazifesidir. Zira ilk İslâm Devletinin peygamber devletbaşkam olan Yüce Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
«Biz bir kimseyi memur-işçi edinirsek onu tam tamınarızıklandırtırız.»
«Bir kimse bizim bir işimize tayin olunursa karısıyoksa evlensin, hizmetçsi yoksahizmetçi edinsin, evi yoksa ev edinsin.'»
Peygamberimiz, bu hadisleriyle alınacak ücretin mesken, evlilik vegereğinde hizmetçi gibi ihtiyaçların giderilmesine imkân verecek bir miktarolması lüzumuna işaret etmişlerdir.
İslâmHukukçularının bir kısmı (Şafiiler) ise Peygamberimizin «Zengine ve azalarıtam güçlü kişiye zekât verilmez» hadisinden istidlal ile emek ve sermayenineşit değerde olduğuna kail olmuşlar, yani, masraflar çıktıktan sonra, işçi,işverene sağladığı faydanın yarısını ücret olarak alabilmelidir,buyurmuşlardır.
Ücretler için mesken, yiyecek, giyecek gibi zaruri ihtiyaçları giderecekbir meblağ veya sağlanılan faydanın yarısını alma gibi ölçüler, hutbemizde deaçıkladığımız üzere İslâm'ın ücretlerin tesbitine ait gerçekçi görüşleriniifade ederse de İslâm'da yasa olarak, ücretlerin tesbiti, işçi ile işverenarasındaki anlaşma ile kararlaştırılır. Ancak, genel olarak zulmü önlemek, adaletiikâme etmek, İslâmî cemiyette İslâm devletinin görevi olduğundan, İslâmî idariorgan, asgari ücretleri tesbit ederek, çeşitli entrikalar yoluyla sermayeninemeği istismarını engelleyebilir.
Ancak asgari ücret tesbit edilirken bu seviyenin üstündeki ücretler veazamî hadler sınırlandırılamaz.
Burada bilinmesigereken diğer bir önemli husus da şudur: İşçi adaletli bir ücret alır da ailesiçok kalabalık olduğundan aldığı ücret kifayetkâr olmazsa, ona muhtaç olduğumiktarda ücret vermek işverenin vazifesi değildir.
Bu durumda İslâm Hukukuna göre ferd meselâ; gereğinde mirasına iştirakedebileceği akrabasının zengin olanlarından nafaka yardımı alır.
Mecburîolan bu nafaka yardımını yapacak akraba yoksa bu taktirde kişi İslâmî DevletYönetiminin tahsili ve tevzii ile mükellef olduğu zekâtın fakirler fonundandevlet yardımı alır. Böylece ihtiyacını karşılar.


