İSLÂM’DA DÜŞÜNCEYİ İFADE HÜRRİYETİ

İSLÂM’DA DÜŞÜNCEYİ İFADE HÜRRİYETİ
Evrensel nitelikli hukukî metinlerle onaylı temel insan hakları ve hürriyetlerinden biri de düşünceyi ifade etme hak ve hürriyetidir. İslâm'a göre bu hak ve hürriyet insana Yaradan'ı tarafından insan olarak yaratıldığı ve kulluk denemesine uğratıldığı için verilmiş ve de görev kılınmış bir haktır.

Bu hakkın ilk kullanıcıları da Peygamberler olmuştur. Bilindiği gibi bu yüce önderler, gönderildikleri inanç ve ahlâk yoksunu mütecaviz toplumları erdemli bir hayata erdirmek için ilâhî kanunları tebliğ etmişler, toplumlarını yapılandırıcı bu inkılapçı tebliğleri sebebiyle suikastlara dahi uğramışlardır. (Âl-i İmran 21) İlâhî deneme gereği verildiği içindir ki bu hakkın ilâhî prensipler çizgisinde gereğince kullanılması ebedî saadet sebebidir. Çünkü Yüce Peygamberimiz dilini ve üreme organını koruyabilene Cenneti müjdelemiştir.

Düşünceyi ifade hürriyeti genelde düşünürleri, bilim ve siyaset adamlarını ilgilendirir bir hak gibi görünebilse de temel bilgileri edinmek ve toplumsal hayata katılmakla yükümlü bütün Müslümanları alâkalandırır bir haktır.

Bilindiği gibi Müslüman, İslâm Dini’nin temel inanç ve ahlâk esasları ile yüklendiği ana görevleri ve ilâhî yasakları farz-ı ayn bir görev olarak öğrenmekle yükümlüdür. Böylece kendisine düşünce üretimi için gerekli alt yapısı hazırlatılan mümin, yüklenilen toplumsal görevlerinin gereği olarak da düşüncelerini ifadelendirme konumundadır. Düşünceyi ifadelendirme hakkını gerekli kılan toplumsal görevleri şöylece özetleyebiliriz:

Düşünceyi İfadelendirmeyi Gerektiren Vazîfeler

1. Bütün Müslümanlar bilgileri ölçüsünde marufa çağırmak ve münker’den sakındırmakla vazifelidir. (Âl-i İmran 104; Tevbe 71)

Maruf; İslâm Dini’nin, bilimin, vahiy ve bilimle ayarlı aklın, yapılmasını gerektirdiği bütün görevleri, güzellikleri içine alır.

Münker, maruf’un zıddıdır. Hiç şüphesiz bu görevin yapılması, sözlü ve de yazılı olarak düşüncenin ifadelendirilmesini gerektirmektedir.

İslâm literatüründe “Emr-i bil-maruf ve nehy-i anil-münker” olarak nitelenen bu görevin çerçevesine alınabilecek diğer bazı görevlere şöylece değinebiliriz,

“İslâm Dini’ni nasihat, yürekten samimi öğüt” olarak niteleyen bir hadiste bu nasihatin genelde bütün müminlere, özelde de yöneticilere yapılması gereği vurgulanmaktadır. (S. Neseî 7/157; Et-Tac 3/53) Güzel öğütler ve ilmî ikazlar şeklinde yapılacak nasihatten etkilenmeksizin haksızlıklarını sürdürecek yöneticilere karşı, şeytanlaşmış dilsizler konumuna düşmeden gerçekleri haykırmak da bir görevdir. Zira Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Haksızlık karşısında susan şeytandır.”

“En büyük cihad zalimleşen yönetici ve yönetimlere karşı gerçekleri dile getirmektir.” (Keşfü’l-Hafâ, Hn. 457)

Nasihat ve gerçekleri haykırma yanı sıra, Kur’ânî emirler olarak Allah için adâletle gerçekleştirilmesi gereken şahitlikle, ilâhî düsturları gizlemeksizin ve bağlamlarından saptırmaksızın duyurmak şeklindeki vazifelerin yapılması da bilgi ve düşünceyi ifadelendirmeyi gerekli kılmaktadır. (Bakara 174; Nisa 135)

2. Ferdî, ailevî ve sosyal hayatta ve özellikle de yönetimlerde uygulanması gereken şûra, yani istişare ve seçme prensibi de düşünceyi ifade özgürlüğünü kutsallaştırmaktadır. Zira şûra görevinin yapılması, düşüncelerin ifadelendirilerek yansıtılmasını gerektirmektedir. (Âl-i İmran 159)

3. Kur’ân ve Sünnet’in açıklık getirmediği konularda sağlıklı çözümler üretilmesi ve gerekli yasaların oluşturulabilmesi için işletilmesi gerekli ictihad kurumu da düşünceyi ifade özgürlüğünü gerektiren İslâm kaynaklı bir vazifedir.

İslâm’ın yüklediği düşünceyi ifade özgürlüğünü gerektiren toplumsal görevler ile ilgili aktarımlarınızı daha da artırabiliriz.

Düşünceyi İfade Hürriyeti Sınırlıdır

Düşünceyi ifade özgürlüğünün bilimsel ve sosyal alanda hiçbir sınırı yoktur. “Allah’a ve âhiret gününe inanan kişi faydalıyı dile getirsin ya da sussun” buyuran Peygamberimizin diliyle İslâm, yönetimleri eleştiri dahil tüm alanları, düşünceyi ifade özgürlüğüne açmıştır.

Böyle olmakla beraber bir inanç ve ahlâk düzeni olan İslâm’da düşünceyi ifade özgürlüğünü sınırlayıcı, çoğunluğu ahlâkî olan etik ve hukukî kayıtların varlığı da bir gerçektir. Bu sebeple düşünceyi ifade özgürlüğü İslâmî inanç esaslarını, ilâhî yasaları, temel haklar ve özgürlükler gibi insanlığın ortak değer ve kutsallarını yerme ve de kişisel haklara saldırı aracı kılınamaz.(En’am 108; Ankebut 46)

Düşünceyi İfade Hürriyetini Korumak

Diğer bütün temel hak ve özgürlükler gibi öneminden ötürü düşünceyi ifade özgürlüğü de korunması gereken bir haktır. Dinimizde korunması zaruri ırz (insanî şahsiyet ve onur) kavramı içinde değerlendirilmesi gereken bu hakkı, kısıtlayıcı gelenekler gibi engeller yanı sıra zalim baskıcı güç ve yasalara karşı savunarak korumak kültürel bir cihaddır. Yüce Peygamberimiz “Irzı uğruna öldürülen kişi şehittir” buyurduğu için bu uğurda ölüm de şehadettir. (Mişkatü’l-Mesâbîh, Hn. 5229)

Düşünceyi ifade özgürlüğü korunması kadar, kullanılması da gereken bir haktır. Bir diğer ifadeyle hak olmanın ötesinde bir görevdir. İslâmî doğrultuda bu hakkı kullanmak onu gerektiren değindiğimiz amellerle birlikte kişiyi yücelteceği gibi âhiret saadetine de erdirebilir. Bu hakkın kullanılmaması kişiyi erdemden ve ebedî armağanlardan yoksun kılacağı gibi Allah’ın yergisine de maruz bırakabilir.

Duâlarında korkaklıktan Allah’a sığınan Peygamberimiz, kul ve rejim korkusunu Allah korkusuna hâkim kılarak gerçekleri duyurma hakkını kullanmayanları elim bir akıbetle uyarmaktadır.  (S. Ebu Davud, Hn. 1508; İbn Mace, Hn. 4008)

Düşünceyi İfade Hürriyeti Kötüye Kullanılmamalıdır

Düşünceyi ifade özgürlüğü hakkı kullanılmalıdır. Ancak bu hakkın kullanımı hakikatleri saptırma, çıkarları koruma, yalan, iftira ve kişilik haklarına saldırı gibi haramlara aracı kılınmamalıdır. Zira böylesine bir kullanım, âhiret azabını örgüler.

Doğurabileceği bu acı sonuç sebebiyledir ki Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) mübarek dilini işaret ederek dilin kullanımı üzerinde ileri derecede bir hassasiyet gösterilmesini emir buyurmuştur:

“Kişiyi Cehennem azabına uğratacak başlıca ameller nelerdir?” sorusuna da “Dil ve üreme organı ile işlenen günahlar-suçlardır” cevabını vermişlerdir. (S. İbn Mace, Hn. 3972-3973)

***

İslâmî ölçüler çerçevesinde açıklamaya çalıştığım düşünceyi ifade hürriyeti hakkı, başta ülkemiz olmak üzere bütün İslâm ülkelerinde fevkalade önem arz eden bir mevzudur. Zira camiden üniversiteye, kışladan medyaya, aileden sivil kurumlara kadar her alan bu hakkın kullanımını kısıtlayıcı ve yasaklayıcı engellerle kuşatılmıştır.

Cehalet, gelenek ve yasakçı devlet yanı sıra iman zaafı ile felçli yüreklerin ve benzerlerinin oluşturduğu bu engeller aşılmadıkça ülkemizi nurlu, âhiretimizi mutlu kılmak mümkün değildir.

Cuma Mesajı’mızı Asr sûresiyle bitiriyorum;

“Akıp giden zamana and olsun, iman edip de doğru ve yararlı işler yapanlarla birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler dışında bütün insanlar hiç şüphesiz ziyandadır.”

Ali Rıza Demircan

https://www.alirizademircan.com.tr:443/islamda-dusunceyi-ifade-hurriyeti-3-678h.html



Sexual Life According To IslamİSLAMA ƏSASƏN SEKSUAL HƏYATСЕКСУАЛЬНАЯ ЖИЗНЬ СОГЛАСНО КАНОНАМ ИСЛАМАئىسلامدا جىنسىي تۇرمۇشبيان حكم استرقاق الأسيرات و الاستغلال الجنسي لهن في ضوء القرآن والسنة
Ana Sayfa | Biyografi | Eserleri | Cuma Hutbeleri | İnceleme Makale | Güncel Konular | Haberler | İletişim