İSLÂM, HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLERİ ÇİĞNEYİCİ KURALLARA İTÂATİ YASAKLAR

İSLÂM, HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLERİ ÇİĞNEYİCİ KURALLARA İTÂATİ YASAKLAR
Mülk, hüküm ve emir kavramlarının yer aldığı Kur’ân âyetlerini incelediğimizde algılayabileceğimiz gerçeği şöylece ifadelendirebiliriz.

İnsan için yasa koyma, yönetme ve yargılama hakkı yalnızca Allah’ındır.

Yüce Allah kendine özgü kıldığı bu hakkı kullanmak için, insanlığa insanlık içinden seçtiği elçileriyle vahiy indirmiş, bir diğer ifadeyle inanç ve yaşam yasaları koymuştur.

Yaradanımız, yeryüzünün halîfesi olarak yarattığı insan için koyduğu yasalarını, kendi adına uygulama yetkisini insanlığa vermiştir.(Bakara 30; Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, 1/299; Enam 165)

Yetkilendirilen ilk insanlar kutsal aracılar olan Peygamberler ve onların görevlendirdiği kişiler olmuştur.(Nisa 64; Bakara 246; Maide 12)

Olgunluk dönemine ulaşan ve bunun için de kendilerine Peygamber gönderilmeyecek olan Muhammed çağları insanlığı için yasal egemenlik hakkını kullanma yetkisi ise insanlar tarafından seçilecek mümin yöneticilere bırakılmıştır. İnsanların yöneticilerini seçerken âdil bir ortam oluşturmaları, liyakatlileri tercih etmeleri, akıl ve bilimin yönlendireceği şûra kurumunu işletmeleri de Kur’ân’la kurallaştırılmıştır. (Nisa 58; Âl-i İmran 159; Şura 38)

Açıklanan yöntemler uygulanarak seçilecek insanlar Allah’ın indirdiği/gösterdiği ve elçisi Hz. Muhammed’in örneklendirdiği ilâhî yasalara göre yöneteceklerdir. Yaradanın yasa koymadığı alanlarda ise, müctehit bilginlerin katılımıyla oluşturulacak ve kamuca bilinecek yasalar uygulanacaktır.

Şanlı Peygamberimize ve O’nun şahsında seçilmiş yöneticilere yönelik “insanların Allah’ın indirdiği ve gösterdiği yasalarla yönetilmelerini” emreden âyetlerle, ilâhî yasaları uygulamayanların ancak kâfirler, zalimler ve fasıklar olacağını duyuran âyetler, ayrıca Yaradanın sınırlarını aşanları Cehennem’le uyaran Kur’âni buyruklar yukarıda özetlediğimiz tespitlerimizin Kur’ânî kaynaklarıdır.

İslâm’ın evrenselliği gereği sınırlı tutulan Kur’ân ve Sünnet yasalarının açıklık getirmediği sosyo-ekonomik alanlar için akla-bilime ve ilim adamlarının düzenlemelerine başvurulmasını onaylayan, doğrulayan ve öğütleyen hadisler de Nebevî kaynaklarımızdır. (Maide 44, 45, 47, 49; Nisa 14; ayrıca bk. Ebu Davud, Ekziye 11; Vehbe Züheyli, İslâm Fıkhı Ansiklopedisi 8/391)

İslâm Hukukunda İmamet-i Uzma da denilen devlet, açıklanan şekilde Allah’ın insanlığa verdiği yönetici egemenlik hakkının kurallaşmış ve kurumlaşmış şeklidir.

Allah ve insan tarafından konulan ve yöneticileri de kapsayacak olan yasalara göre yönetileceği için İslâm merkezli devletin hukuk devleti olması da zaruridir.

Allah’ın insanlığa verdiği yönetim hakkını sembolleştiren devlete saygı duymak, kişisel olarak beğenilip onay verilmese de seçilecek yöneticilere vahiy-akıl-bilim ölçülerine ve Kur’ân dilinde maruf denilen insanlığın ortak kabullerine bağlı kalmaları koşuluylaitâat etmek farz görevdir.

Peygamberimiz şöyle buyururlar:

“Vücudu özürlü, köle asıllı siyahi bir adam bile yöneticiliğinize getirilse sizi Allah’ın kitabı Kur’ân’a göre yönettiği sürece onu dinleyiniz ve Ona itâat ediniz.”

“(Zira,) Günaha yönlendirilmedikçe onay verilsin verilmesin her konuda dinleyip itâat etmek müminin görevidir.” (Müslim, İmare 8)

Müminler yöneticilerine itâat ederler. Ancak daha iyi yönetimler için uyarı, eleştiri ve yönlendirme (demokratik katılımcılık) hakları hiç şüphesiz mahfuzdur. Onlar görevleri de olan bu haklarını İslâm’ın ve olgun aklın verilerine çağırma ve zıtlarından sakındırma vazifesinin bir gereği olarak kullanırlar.

Çünkü sevgili Peygamberimiz “Din nasihattır: Allah için iyileri önermektir, öğüt vermektir, sakındırmaktır” buyurmuşlar, bu nasihatin özellikle yöneticilere yönelik olmasını vazifeleştirmişlerdir. (Buhari, İman 42)

Yöneticilere ve onların şahsında devlete saygı ve itâat ilkesi öneminden ötürü Kur’ân’la kurumsallaştırılmıştır.

Nisâ sûresinin 59. âyetinde Yüce Mevlamız şöyle buyurur:

“Ey iman sahipleri! Allah’a itâat edin. O’nun Peygamberlerine ve içinizden olan yöneticilere de itâat edin. (Uygulamalarla ilgili) herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’a ve peygamberine arzedin, eğer Allah’a ve Âhiret Gününe inanıyorsanız (yapmanız gereken budur). Böyle yapmanız sizin için daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.”

Bu âyeti kerimede Allah’a itâat edilmesi yanı sıra elçisi Hz. Muhammed’e ve de bilginlere ve bilgili yöneticilere itâat edilmesi emrolunmaktadır. Ancak bu yöneticiler, müminlerden olan yöneticilerdir. Bir diğer ifadeyle Allah’ın ve Peygamberinin koyduğu yasalara göre yönetenlerdir, yönetim konusunda yönetilenlerle bir anlaşmazlığa düşüldüğünde Allah’ın ve Peygamberinin koyduğu yasaların amaçları doğrultusunda kararlar alabilen yöneticilerdir.

Daha da önemlisi yönetim hakkının Allah’ta olduğunu beyan eden âyetlerin mucizevi ifadelerinde değinildiği üzere yönetimlerini Allah için, Onun rızasına ermek amacıyla sürdüren yöneticilerdir. (Nisa 59 ile ilgili verilen bilgiler kaynak tefsirlerde bulunabilir.)

Kur’ân’ın itâat edilmelerini farz bir görev kılarak âhiret hayatının mutluluğu veya azabı ile de irtibatlandırdığı yönetimler-yöneticiler açıklanmaya çalışıldığı üzere Kur’ân ve Nebevî Sünnet’e bağlı yönetimler-yöneticilerdir.

Böyle olması da gerekirdi. Çünkü Kur’ân ve Sünnet ölçüleri akledilebilir inanç esaslarını, çağdaş insanlığın da yücelttiği temel haklar ve özgürlükleri, bunlarla ilgili görevleri, yasakları ve sayıları sınırlı cezaî kuralları içerdiğinden İslâm dışılık insan doğasıyla ve mutluluğuyla çatışan ilkelliklerdir.

Pek tabiidir ki İslâm’ın öngördüğü ve düşünür insanlığın yüceltiği insancıl değerleri taşımayan yönetimlere itâat olunmaz. Çünkü İtâat Peygamberimizin özetlediği gibi ancak Maruf’da (vahiy-akıl-bilim verilerine uyuşta) dır. (Buhari, Ahkam 4) Ancak itâatin gerekli olmaması, sivil itâatsizlikle başlayabilecek başkaldırıyı da gerektirmez. (Bk. Hak Dini Kur’ân Dili, Nisa 59 (2/1375); S. Ateş, Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsiri, 2/310)

Hayatın İslâm’a göre yaşanılmasını engelleyici hukuk dışı müstebit-zalim azınlık baskıları olmadıkça ve çoğunluğun özgür tercihlerine karşı çıkılmadıkca toplumsal uzlaşı sürdürülebilir. Sürdürülmesi de tabiidir.

İşlediğimiz konuyu seçmemiz ve bilgiler sunmamız son dönemlerde gelişen ilâhiyat kökenli bilimsel şarlatanlıklara karşı bilgilendirme ve bilinçlendirme görevimizi yapabilmek, etkili-yetkili kişi ve kurumlara İslâm’a saygılı demokratik hukuk devletinin asgari gereklilik olduğunu duyurmak içindir. Bu vesile ile bir aydın olarak tarihe şu notu da düşürmek istiyoruz:

Türkiye Cumhuriyeti bizim devletimizdir. Hiçbir kişi; canlarımız, kanlarımız ve emeklerimizle hayat verdiğimiz hiçbir kurum Ona bizden daha fazla bağlılık gösteremez.

Biz mazinin derinliklerine kök salmış Devletimizin ve topraklarımızın İslâm’la yoğrulduğu ve onunla renklenip yüceleşeceği inancındayız.

Amacımız, Devletimizi, Milletimizin kök değerlerine bağlı, inancımızı özgürce yaşayabileceğimiz, insan haklarına fiilen saygılı, bilim ve sanatta gelişmiş bir hukuk devleti olarak yaşatmaktır. Çünkü biz devletimize, AB gibi uluslararası topluluklara girildiğinde anlamını büyük ölçüde yitirecek vatandaşlık bağlarıyla değil vatandaşlık bağları yanı sıra, yüreğimizi kaplayan İslâmî iman bağlarıyla bağlıyız. Bağlarımızı da pekiştirmek amacındayız. Bunun içindir ki önümüzdeki jakoben engelleri aşmak istiyoruz. İslâmî yaşantımızı ve insanlık değerlerimizi kısıtlayacak haksız yasalara “hayır” diyoruz. Demokratik yöntemlerle önleyebileceğimiz zulüm uygulamalarına “Devlete itâat farzdır” şarlatanlığı ile onay çıkaran modern kölelik savunucularını şiddetle kınıyoruz. Zira İslâm da, devlet olarak kabul ettiğimiz evrensel beyannameler, sözleşmeler, şart ve kriterler de bunu gerektirmektedir.

Cuma Mesajı’mızı İslâm’ın egemenlik anlayışını özümsemiş Hz. Ebu Bekir’in devlet başkanı seçilmesinin ardından yaptığı ve dönemimizde de iyice kavranılmasını dilediğimiz konuşmasından pasajlarla bitiriyorum:

“Ey insanlar! En iyiniz olmadığım halde sizin başınıza geçirilmiş bulunuyorum. Vazifemi gereğince yaparsam, bana yardım ediniz, yanılırsam bana doğru yolu gösteriniz...

İçinizdeki zayıf hakkını alıncaya kadar benim nazarımda kuvvetlidir, içinizdeki kuvvetli de ondan başkasının hakkını alıncaya kadar katımda zayıfdır...

Ben Allah’a ve Peygambere itâat ettikçe bana itâat ediniz. Ben Allah’a ve Peygambere isyan edersem sizin bana itâatiniz gerekmez.” (Ö. Rıza, Asr-ı Saadet/Sadr-ı İslam, 6/51; İ. Esir, İslâm Tarihi, Bahar Yayınları, 2/304)

Ali Rıza Demircan

https://www.alirizademircan.com.tr:443/islam-haklar-ve-ozgurlukleri-cigneyici-kurallara-itaati-yasaklar-3-673h.html



Sexual Life According To IslamİSLAMA ƏSASƏN SEKSUAL HƏYATСЕКСУАЛЬНАЯ ЖИЗНЬ СОГЛАСНО КАНОНАМ ИСЛАМАئىسلامدا جىنسىي تۇرمۇشبيان حكم استرقاق الأسيرات و الاستغلال الجنسي لهن في ضوء القرآن والسنة
Ana Sayfa | Biyografi | Eserleri | Cuma Hutbeleri | İnceleme Makale | Güncel Konular | Haberler | İletişim