İŞKENCECİLER LANETLİLERDİR

İŞKENCECİLER LANETLİLERDİR
İnsan Yüce Allah'ın rûhundan değerler üfleyerek en güzel şekilde yarattığı, verdiği haklar ve yüklediği görevlerle kulluk denemesine uğrattığı mükellef bir varlıktır.

Rabbinin huzurunda yargılanarak armağanlandırılacak ya da cezalandırılacak olan bu muazzez varlık yaratılış yüceliği sebebiyle bedenî ve rûhî yapısıyla saygıdeğerdir. Onun, canı malı gibi şahsiyetini oluşturan ve geliştiren diğer bütün temel hakları ve hürriyetleri de dokunulmazdır.

Yaradanı tanımama ve O’nun çok yönlü egemenliğine ortak koşma yanısıra yer yüzünde işlenebilecek ve ebedî hayatın felaketini örgüleyecek en büyük günahlar insanın dokunulmazlarına dokunmaktır. Bir diğer ifadeyle O’nu yüceliği ile çelişen davranışlara muhatap kılmak, bedenine acı, rûhuna ıstırap vermektir. Bu sebepledir ki İslâm, işkence dahil zulmün bütün türlerini yasaklamıştır; işkenceyle alınan ifadeleri hukûken geçersiz kılmıştır.

Maddî İşkence

İnsana yapılabilecek en büyük tecavüz olan işkencenin yaptırdığı ilk çağrışım maddî işkencedir. Bilgi almak, itirafa zorlamak, istenilen eylemi yapmaya icbar etmek vs. gibi gayelerle dövmek, aç bırakmak, askıya almak, elektrik vermek, baş aşağı sallandırmak, felç etmek gibi eylemler işkencenin ilkel nitelikli maddî türünü oluşturur.

Bu nevi işkenceler, evrensel ve ulusal nitelikli hukukî yasalarla yasaklanan zahirî planda işkencecilerin bile kınama gereğini duyacağı vahşet tezahürleridir.

İslâm, maddî işkenceleri -savaş hali dâhildeğil insanlara, hayvanlara uygulamayı dahi haram kılmıştır. (Müsned, 4/172)

Yüce Peygamberimizin, hayvanların dövüştürülmelerini, atışlarda canlı hedefler haline getirilmelerini, yüzlerinden dağlanmalarını, yavrularının analarından uzaklaştırılmalarını, aç-susuz bırakılmalarını ve güçlerini aşacak şekilde çalıştırılmalarını yasakladığı bilinirse, insanlara işkencenin insanlığı karartan nasıl bir zulmet olduğu algılanabilir. Kaldı ki yarattığı insanların bedenî ve rûhî yapısıyla örtüşen emirler veren Mevlamız “Kullarıma işkence etmeyiniz.” (Ahzab 58) buyruğu ile işkencenin bütün türlerini yasaklamıştır.

“Şüphesiz Allah dünyada insanlara işkence edenlerin işkenceleri ölçüsünde azaplandıracaktır.” (Müsned 3/403-4) buyuran Peygamberimiz de bu ilâhî yasağı pekiştirmiştir.

Manevî İşkence

Hutbemizde ilginizi odaklaştırmak istediğimiz asıl işkence; insanlık şahsiyetini çiğneyen ve insanın rûhunu kanatan işkencelerdir. Bu tür işkenceler daha çok da başta din hürriyeti olmak üzere insan hakları ve hürriyetleri çiğnenerek gerçekleştirilmektedir.

Değinildiği gibi manevî işkencelerin başında din hürriyetinin ihlâli gelmektedir. İnandıkları İslâm dinini öğrenmek, öğretmek, yaşamak, tanıtmak ve bu amaçla da örgütlenmek isteyen bilinçli Müslümanlara en acımasız kültürel saldırılar yapılmaktadır. İnsan hakları ve özgürlükleri ve de hukukun üstünlüğü gibi insanlığın ortak değerlerinin karşıtlarıymış gibi aleyhlerine gerçek dışı dışlayıcı propagandalar yapılmaktadır. Kamusal nitelikli İslâmî kuralları arzulamaları bile suç olarak görülmektedir.

Namaz ve örtünme gibi ilâhî emirlerin uygulanması, içki ve içkili-teşhirli eğlenceler gibi haramlardan sakınılması insanların yıllarca çalıştıkları kurumlardan atılmalarına, yılların mücadelesiyle gelinilen üniversitelerden dışlanmalarına vesile kılınmaktadır.

İlim adamları ve ilâhiyatçılar bile bir tarafta Müslüman, diğer tarafta düzenbaz kimliğini kullanmak zorunda bırakılmaktadır.

Din hürriyetinin ihlâlinin sebep olduğu ıstıraplar, döktürdüğü yaşlar, neden olduğu bunalımlar ve çaresizlikler tarif edilemez büyüklükte ve korkunçluktadır.

Sanal gerekçelerle gözaltına alınmalar, bürokratik işlemlerle seyahat özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar, ideolojik nedenlerle yapılan sürgünler, görevden alınmalar ve nice benzerleri de manevî işkenceler olarak yaşanagelmektedir.

Düşünceyi ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı yasalar sebebiyle kısırlaştırılan aydınların yaşadığı buhranlar, toplumu aydınlatma görevini yapmaya çalışanların uğradığı takîbatlar ve aldığı mahkûmiyetler maddî işkencelerden daha boyutlu ve kalıcı niteliktedir.

Yasalar ve Kurumlarla İşkence

Maddî ve manevî işkencelerin genelde insanların güvenliği ve huzurunu sağlamakla yükümlü yasalar, kurumlar ve kişiler aracılığıyla ve de çağdaşlık adına yapılması da başlı başına bir işkencedir.

Böyle olmakla beraber kişiler aracılığıyla yapılan, bir diğer ifadeyle tarafımızdan yapılan manevî işkenceler de pek çoktur. Hakları yargı yoluyla aramaya ve almaya mecbur bırakmak, borçların ödenmesini bunalımlara düşürecek şekilde ertelemek, işten çıkarma ile tehdit etmek, kamuoyu önünde sövmek-aşağılamak, medyasal iftiralarla insanları dostlarının yüzüne bakamayacak şekilde moral çöküntüsüne uğratmak, baskılarla insanları eşlerinden, çocuklarından ayırmak, nikâh altında tutulan eşleri aylarca -yıllarca nafakasız ve ilgisiz bırakmak, dindar eşleri gayr-ı meşru kazançlardan yemeye mecbur etmek... bütün bunlar insanlık duygularını koruyabilmiş insanlar için ne büyük işkencelerdir.

Yapmadıkları işlerin Müslüman erkekler ve kadınlara isnat ve iftira edilmesini, işkence olarak vasıflandıran Kur’ân’ımızın ve ilgili hadislerin mantığıyla bakıldığında yukarıda özetlenen işlerin işkence olarak nitelenmesinin meşruiyeti anlaşılabilir. (Şems 8)

İşkenceye Karşı Çıkmak

Kader senaryosu gereği insanın yaratılışı adalet gibi zulüm eğilimini de taşıdığı, Hak-Batıl mücadelesi de kıyâmet gününe kadar süreceği için manevî ve maddî türleriyle işkence varlığını sürdürecektir. (Bakara 193)

Peygamberlerin uğratıldığı işkencelerin bizleri de kuşatabileceği bilinci ve direnciyle vazifemiz kim tarafından, kime karşı, nerede, nasıl ve hangi amaçla yapılırsa yapılsın meşru yöntemlerle işkenceye karşı çıkmaktır. Kur’ân buyruğu gereği “Düşmanlık ancak zalimlere karşı yapılabileceği için” (Bakara 178) işkencelere karşı her zeminde amansız bir mücadele vermek işkenceyi önlemeye çalışmaktır.

Ancak çok iyi bilmeliyiz ki işkenceyi önlemenin ana yolu Yaradan’ın huzurunda hesap verileceği gerçeğine imana dayalı eğitimdir. Bir de İslâm’ın meşrulaştırdığı yargı yoluyla uygulanacak kısas sistemidir: kişinin işlediği suçun benzeri ile cezalandırılmasıdır.

Cuma Mesajı’mızı işkencecilerin uğrayacağı azabı duyuran bir âyetle bitiriyorum:

“Müslüman erkeklere ve kadınlara işkence eden ve ardından da tövbe etmeyenlere gelince... Onlar Cehennem azabına atılacaklar yakıcı azapla cezalandırılacaklardır.” (Bürûc 10)

Ali Rıza Demircan

https://www.alirizademircan.com.tr:443/iskenceciler-lanetlilerdir-3-690h.html



Sexual Life According To IslamİSLAMA ƏSASƏN SEKSUAL HƏYATСЕКСУАЛЬНАЯ ЖИЗНЬ СОГЛАСНО КАНОНАМ ИСЛАМАئىسلامدا جىنسىي تۇرمۇشبيان حكم استرقاق الأسيرات و الاستغلال الجنسي لهن في ضوء القرآن والسنة
Ana Sayfa | Biyografi | Eserleri | Cuma Hutbeleri | İnceleme Makale | Güncel Konular | Haberler | İletişim