
İbâdet; Allah'ın ve O'nun Resûlü (elçisi) Hz. Muhammed'in emirleri ve yasaklarına itâat etmektir.[1]
Mükellef mü'min insan tarafından bilinmesi ve uygulanması gereken ilk görev ibâdettir.
İbâdet etmekle yükümlü olan insan, nasıl ibâdet edeceğini bilemeyeceğinden, ona nasıl ibâdet edeceği öğretilmiştir.
Kıyamet'e kadar devam edecek olan Muhammed çağı insanlığı için ibâdetin ana yolu; Allah'ın, Kur'ân-ı Kerîm'deki emirleri ve yasaklarına boyun eğmektir/uymaktır.
Kur'ân-ı Kerîm Allah'ın Kitabı'dır. Yüce Allah onu söz ve mâna olarak Hz. Muhammed'e Cibrîl (Cebrâil) isimli melek aracılığıyla, yirmi üç senelik zaman kesiti içinde, bölüm bölüm olarak, vahiy yoluyla indirdi.
Misaller:
a- Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek vs. ibâdettir. Çünkü bunların her birini Yüce Allah kendi kitabı Kur'ân-ı Kerîm'de emir buyurmuştur. O'nun emirlerine itâat ibâdettir.
b- Allah'ın yasalarıyla çelişkili yasaları meşrû tanımak, içki içmek, kumar oynamak, faiz alıp-vermek vs. den kaçınmak ibâdettir. Zira bunları Kur'ân-ı Kerîm'de Yüce Allah yasaklamıştır. O'nun yasaklarının gereğini yapmak bir diğer anlatımla onlardan kaçınmak ibâdettir.
İbâdete lâyık yegâne otorite sâhibi ilâh, yalnız ve yalnız şanı yüce olan Allah'dır. Bu sebeble ancak ve ancak O'nun emirleri ve yasaklarına itâat edilerek O'na ibâdet edilebilir. Fakat yüce Allah son ve evrensel peygamberi Hz. Muhammed'e itâat edilmesini, kendi zâtına itâat kıldığı için, Hz. Muhammed'in emredici ve yasaklayıcı buyruklarına itâat etmek de ibâdettir.[2]
Misaller:
aa- Sünnet olmak, ilâhî yasaların hüküm alanına girmeyen konularda istişarede bulunmak, kılık-kıyafette, yaşam ve yönetim şeklinde bâtıl din ve ideoloji bağlılarına muhâlefet etmek, intikama güçlü iken affetmek..
Bütün bunlar ibâdettir. Çünkü bunları öğütleyip emreden Allah'ın Resûlü Hz. Muhammed'dir.
bb- Allah'a isyan ederek insanlara itâat etmek, yüceltmek amacıyla insanların önünde yerlere kapanmak, güzelleşmek için kaş aldırmak, diş inceltmek, sakal-bıyık kazımak vs. den kaçınmak ibâdettir. Zira bunları yasaklayan Allah'ın Resûlü'dür. O'nun yasaklarından sakınmak ise ibâdettir. Aslında Peygamberimizin bütün emirleri ve yasakları Kur'ân'a açıklama niteliğinde olduğu için ona itâat, Allah'a itâattir.
Hulâsa; ana-babaya karşı görevlerden devletler arası ilişkilere, üretim ve tüketimden mîras ve ceza uygulamasına, yiyip-içmekten tuvalete girip-çıkmaya kadar Allah'ın ve Peygamberi'nin emirleri ve yasakları ile yapılması veya kaçınılması emrolunmuş her bir ilâhî yasa gereğini yapmak ibâdettir.
Bunun içindir ki her zaman ibâdet zamanı, her mekân ibâdet mekânıdır. Her bir söz, davranış ve iş de ya ibâdetin sınırları içinde veya dışındadır.
Genel olarak yaptığımız bu açıklamaları, şimdi de ana konumuz olan cinsellik bakımından örneklendirerek, cinsel hayatın ibâdet hayatının bir bölümü olduğunu açıklamaya çalışalım.
Her bir varlığın hilkat/yaratılış kanunlarını koyan ve tabîi görevlerini belirleyen Allah'tır.
Allah'ın koyduğu yaratılış kanunlarını ve görevlerini korumak, O'nun emri olduğu için ibâdettir.[3]
İnsanlarda cinsel organları, tatmin edilmek istenen cinsel arzuları yaratan ve üreme görevini yükleyen Allah'tır. O'nun yarattığı cinselliğe saygı duyarak ve O'nun koyduğu yasalar içinde evlilik yoluyla cinsel organları kullanarak tatmine ve üremeye yönelmek, Allah'ın hilkatini ve yüklediği görevleri korumaktır. Bu sebeble de saf ibâdettir.
Bunun dışında bir düşünceye kapılmak ve eylem içine girmek, yaratılış düzenini ve görevlerini değiştirmektir. Pek tabiîdir ki bu da Allah'a isyandır.
Allah'a isyan olduğu içindir ki Allah'ın Resûlü cinsel hayattan çekilmeyi yasaklayarak şöyle buyurmuştur:
["İslâm'da (evlenmemek ve evlilik içinde) cinsel hayattan çekilmek yoktur"
Allah'ın ve Peygamberi'nin emirlerini uygulayarak evlenmek ve böylece cinsel hayatı başlatıp sürdürmek ibâdettir.
Helâlden ve haramdan giderilebilecek ve tatmin olunabilecek cinsel ihtiyaç ve arzuları kulluk şuûru içinde, Allah'ın ve Peygamberi'nin emir buyurduğu evlilik yoluyla giderip sükûnet bulmak ibâdettir.
Evlilik, Allah'ın dileği, emri, O'nun Resûlü'nün uygulamasıdır. Çünkü tâbi tutulduğumuz kulluk denemesi gereği sorumlu olduğumuz Allah ve Peygamber buyruklarının mühim bir bölümü meselâ akrabalık, nafaka, mîras ve boşanmak dolaylı olarak evlilik temeline dayalıdır.
Evlilik ancak cinsellikle oluşturulup yaşatılabileceğinden, helâl cinsel eylemler pek tabîi ki ibâdettir.
Cinsel haramlar dâhil, Allah'ın ve Peygamberi'nin bütün yasaklarından kaçınmak ibâdettir. Kaçınılması gereken ilâhî yasaklardan biri zinâdır.
Allah "Zinâya yaklaşmayınız.."[5] buyuruyor ve yaklaşmayanların rahmetine erecek kullar arasında yer alacağını bizlere şöylece açıklıyor.
Furkan Sûresi Âyet 68-69:
"(Rahmeti bütün varlıkları kuşatan Allah'ın sevdiği kullar) Allah'ın yanısıra bir başkasını ilâh edinip ona kulluk etmezler. Ölümü hak edenler dışında Allah'ın haram kıldığı cana kıymazlar. zinâ da etmezler. Kim bunları yaparsa işlediği günahın cezâsını görür. Kıyamet Günü azâbı kat kat olur. O korkunç azâbın içinde hor ve hakîr bir halde ebediyen kalır."
Zinâ yapmak imkânlarına mâlik iken Allah'ın azâbından korkarak ve rızasını talep ederek zinâdan kaçınmak öylesine büyük bir ibâdettir ki, bu ibâdet dünyada mûcizemsi olayları doğurabilecek yüceliktedir.
Abdullah b. Ömer (r.a) anlatıyor.
Allah'ın Resûlü şöyle buyurdu:
Sizden önceki topluluklardan birine mensup üç kişi yola çıktılar.
Gece bastırınca da bir mağaraya sığınıp içine girdiler.
Onlar girdikten sonra dağdan yuvarlanan bir kaya mağarayı onların üzerine kapadı. Aralarında şöylece konuştular:
- Bu kayadan bizi ancak ve ancak güzel amellerinizi aracı kılarak Allah'a duâ edip yardım istemeniz kurtarabilir.
Onlardan biri, çocuklarını ihmal edercesine ana babasına olan yürekten ikramını, diğeri işçisinin hakkını ileri derecede gözetmesini konu alan amelleriyle duâ ederek kayanın geçit vermesini dilediler. Çıkılacak kadar olmasa da bu iki halis duâ sebebiyle kaya açıldı.
Onlardan üçüncüsü de şöyle duâ etti:
Allah'ım! Benim amcamın bir kızı vardı. İnsanlar içinden en çok onu severdim. Onunla cinsel ilişkide bulunmak istedim. Ama o bana yar olmadı. Yıllar birbirini kovalarken bir (kıtlık) yılı, dara düşerek bana geldi. Benimle yatması için ona yüz yirmi altın vermeyi teklif ettim. Kabul edip soyundu. Yerimi aldım. Tam temas edecektim ki:
- (Allah'dan kork. Nikâh bağı olmaksızın yaklaşıp) bekâreti gidermek sana helâl kılınmadı, dedi. İnsanlar içinde en çok onu sevdiğim halde, bu sözleri üzerine günahâ girmemek için onu bırakıp çekildim. Verdiğim altınları da ona bıraktım.
Allah'ım! Ben bu ameli Sen'in rızana ermek için yaptıysam, içinde bulunduğumuz çıkmazdan bizi kurtar.
Bu üçüncü halis duâ üzerine kaya iyice açıldı. Çıkıp yürüdüler.[6]
Başta zinâ olmak üzere, cinsel haramdan korunmak, dünyada mûcizemsi olaylar sebep olacak bir amel olduğu gibi, Allah'ın güvencesine erdirecek bir yüce ameldir de. Allah'ın Resûlü bu gerçeği şöylece açıklar:
Mü'mini Kıyamet Günü'nün dehşet verici korkuları ve yüreklere işleyecek elemlerinden koruyacak amellerin Cennet'e de götüreceği şüphesizdir. Nitekim Yüce Allah, kurtuluşa erecek ve Firdevs Cennetler'ine girecek kullarını; kalb huzûruyla namaz kılan, zekât vermek için çalışan, faydasız sözler ve işlerden sakınan, söze ve sözleşmelere bağlı kalan kullar olarak tanıttığı gibi, cinsel haramlardan korunan kullar olarak da şöylece tanıtmaktadır:
Yüce Allah ve O'nun Peygamberi tarafından konulmuş olan evlilik içi cinsel haramlardan korunmak da bir ibâdettir ve Allah'ın rızasına ve sevgisine götürür. Nitekim Yüce Allah, Kur'ân'la yasakladığı âdet hali ilişkisinden ve eşe arka organından temastan korunan kullarını sevdiğini şöylece açıklıyor:
Allah'ın ve Peygamberi'nin haram kıldıklarından kaçınmak farzdır.
Farzların yapılması için yapılması gerekenler de farz olduğundan, cinsel haramlardan korunmamıza yardımcı olacak girişimlerde bulunmak da farzdır. Farzların îfâsı ise Allah'a itâat olup ibâdettir.
Aşağıda sunacağımız hadîs bu gerçeği açıklamaktadır.
Sahâbî Ebû Zer (r.a) anlatıyor.
Allah'ın Resûlü şöyle buyurdu:
"Sübhânallah" şeklindeki her bir tesbihde, "Elhamdülillah" şeklindeki her bir hamdde, "Allahü Ekber" şeklindeki her bir tekbirde, "La ilahe illellah" şeklindeki her bir tehlilde, her bir Hakk'a çağırmada ve her bir bâtıldan sakındırmada sadaka/hayır sevabı vardır.[10]
(Bunlar bir tarafa) sizden birinizin eşi ile cinsî münâsebette bulunmasında bile sadaka sevabı vardır.
Ashab-ı Kirâm hayret ve de merakla sordular:
- Ya Resûlallah! Bizden biri cinsel arzularını tatmin eder de, bu sebeple ona nasıl sevap verilir?
أَرَأَيْتُمْ لَوْ وَضَعَهَا فِي حَرَامٍ أَ كَانَ عَلَيْهِ وِزْرٌ؟
فَلِذَلِكَ اِذَا وَضَعَهَا فِي الْحَلاَلِ كَانَ لَهُ اَجْرٌ
Pek tabîi ki verilir. Ya sizlerden biri zinâ yapacak olsaydı, yaptığı zinâdan ötürü günaha girmeyecek miydi? Buna ne dersiniz? Bunun gibi, nikâhlı eşiyle tatmin bulduğu zaman da kendisine sevap verilir.[11]
Allah şanını artırsın Peygamberimiz bir diğer hadîslerinde de şöyle buyurur:
"Allah, kişinin karısıyla sevişmesi; cinsel ilişkide bulunmasından hoşnut olur. Onlara bu sebeble sevâp verir ve onlar için helâl rızık yaratır."[12]
Allah ilk insanı topraktan yaratmış, üremesini dilemiştir. Çoğalmasını da cinsî münâsebete bağlamıştır. Yaşayan bir hayır olabilecek duâcı bir çocuğa sâhip olmak amacıyla eşle cinsî münâsebet Allah'ın ihsanına tâlip olmaktır. O'nun ihsanına O'nun meşrû kıldığı yoldan tâlip olmak da O'nun rızasına ermektir. Bu sebeple çocuk sâhibi olmak amacıyla cinsel ilişkide bulunmak da ibâdettir.[13]
.......................
Cinselliğe ilişkin Peygamberî Sünnet'i izlemek de ibâdettir
Yukarıda açıkladığımız üzere Allah'ın Resûlü'nün cinsel vasıflı buyruklarına itâat etmek de ibâdet olduğundan, fiilî ve sözlü sünneti izleyerek, cinsel ilişkide bulunmak da ibâdettir. Meselâ cinsel ilişkiden önce:
a- Besmele çekmek,
b- Şeytan'dan Allah'a sığınmak,
c- İyice seviştikten sonra ilişkiye başlamak,
d- Eş (kadın) doyuma ulaşmadan ilişkiyi bitirmemek,
e- Eşin onayını almadan rahmin dışına boşalmamak v. s.
Özel bölümünde hadîsler ışığında açıklayacağımız bu cinsel sünnet görevlerini uygulamak da şüphesiz sünneti izlemek olacağından ibâdettir.
Cinsel hayatın ibâdet hayatının bir bölümü olduğuna dâir yaptığımız açıklamaları yeterli buluyoruz.
Aslında bu kitabda okuyacağınız cinsel hayatımızla ilgili ilâhî düstûrların her biri, cinsel hayatın ibâdet hayatının bir bölümü olduğunun belgesidir. Çünkü ibâdet; Allah'ın ve Peygamberi'nin emirleri ve yasaklarının gereğini yapmaktır.
Burada bir hususa değinmek isteriz:
Râviler, hadîsleri bize Peygamberimizin kullandığı kelimelerle değil, anlam olarak kendi ifadeleriyle aktarmaktadırlar. Hadîsler anında yazılamadığı için bu da kaçınılamaz bir durumdu. Bu sebeple Peygamberimizden nakledilen sözlerin onun orijinal söylemleri olmadığı bilinmelidir.
[1] Bakara 21; Hıcr 99; Nisâ 80.
[2] Bak. Nisâ 80.
[3] Bak. Tâhâ 50, Rûm 30.
[4] K. Hafâ Hn. 3154, İ. Mâce Nikâh 1 (Hn. 1843), C. Sağir 2/189, Ebû Davud Menâsik 3.
"Ruhbâniyet" kelimesi, dünya işleri ve nimetlerinden el çekmek mânâsına gelirse de, bu hadîslerin orijinalinde geçen "ruhbânyet", cinsel hayattan çekilmek mânâsındadır. (Bak. Kâmil Miras Tecrîd. 1. Baskı. 6/255, M. Zevâid 4/252, Hak Dîni Kur'ân Dili 6/3904)
[5] İsra 32.
[6] Buhârî İcare 12, R. Salihin B. İhlas Hn. 12. Hadîs özetlenmiştir. Duâ ile tabîat olayları arasındaki ilişki için bak.Nûh 10-12
[7] et-Tac 5/76, Buhârî 8/20.
[8] Mü'minûn 1-11.
[9] Bakara 222.
Parantez içinde gösterilen nükteler için "Âdet ve Lohusalık Halinde Cinsî Münâsebette Bulunmak" bölümünde yapılan açıklamaları okuyunuz.
[10] Hadîsin bu bölümü ile ilgili bir diğer rivayette de şöyle buyrulur:
Hakk'a çağırırsın, dînin-ilmin ve olgun aklın karşı çıktıklarından sakındırırsın, insanların geçtiği yollardan dikenleri, kemikleri ve taşları kaldırırsın, a'maya yol gösterirsin, sağır ve dilsize anlayacağı şekilde duyuruda bulunursun, nasıl çözümleneceğini bildiğin işte senden aracılık isteyene öncülük edersin, yardım dileyen âcize bütün gücünle koşarak; zayıfa da bütün kuvvetini kullanarak yardım edersin.
İşte bütün bunlar da nefsin için açabileceğinsadaka kapılarındandır. (Müsned 5/168-9)
[11] Müslim Zekât 53, M. Mesâbih Hn. 1898, Müsned 5/167-8.
[12] M.K.Ummal 6/389.
[13] "Çocuk Sahibi Olmak İçin Evliliğe Teşvik Edici Düsturlar" bölümüne bakınız.


