HAK VE HALK KATINDA SORUMLULUK DOĞURACAK MEŞRÛ İŞLERDEN DE KAÇINMALIYIZ
Bir önceki hutbemizde meşru amaçlar için gayr-i meşru araçlar kullanılamayacağı gibi, gayr-i meşru amaçlar için de meşru araçlar kullanılamayacağını açıklamıştık.
Bu hutbemizde, bağımsız olarak değerlendirildiklerinde helal-mubahmeşru-caiz olan ancak bazı özel durumlar ve şartlarda Allah'a isyana ve insanlara zarara sebebiyet veren sözler, davranışlar ve işlerden de kaçınılması gerektiğini misallerle açıklamaya çalışacağız.
Rabbimizin emri gereği açık ve örtülü bütün günahlardan sakınmakla vazifeliyiz. Çünkü Kur’ân-ı Kerim’in Enam Sûresi’nin 120. âyetinde şöyle buyurulur;
“İster açık ister gizli, günah işlemekten kaçının. Zira unutmayın ki, günah işleyenler kazandıkları yüzünden ceza göreceklerdir.”Kur’ân-ı Kerim’de ve Peygamberimiz Hz. Muhammed’in buyruklarında günahlar için kullanılan,
“münker, fahişe, vizr, isim, zenb, seyyie” gibi kelimelerin sözlük anlamlarından hareketle, yasaklandığımız günahların Allah’a isyan vasfı yanısıra şu nitelikleri taşıdığını anlayabiliriz.
“Günahlar, sağlıklı aklın çirkinliğine hükmettiği iş, aşırı derecede iğrenç söz, gelişimi engelleyici yük, hayırlardan geri bıraktırıp bunalımlara iten ve başkaları tarafından bilinmesi istenmeyen amel, gerçeği karartan ve varlıklarındaki ilâhî gücü inkâr ve evrensel egemenliği örten tavır, ayıplanmayı ve geri itilmeyi gerektiren fiil, insanı üzen ve utanç duyuran eylem…” (Rağıb, el-Müfredat, ilgili maddeler)
Biz mü’minler olumsuz niteliklerini özetlediğimiz sakınılması aklın ve ilmin de gereği olan açık ve gizli bütün günahlardan kaçınmakla mükellefiz.
Ancak yükümlülüğümüz bununla sınırlı değildir. Çünkü yapmamız halinde kendimizin ve diğer insanların günahlar işlemesine neden olabilecek temelde helâl-mubah olan işlerden de kaçınmamız gerekir.
İslâm Hukuku’nda Sedd-i Zerai’ (Günahlara/kötülüklere açılan vesilelerin önlenmesi) şeklinde isimlendirilen bu görevimizi örneklerle açıklayalım.
- Bir Müslümanın İslâm’la çelişen ve çatışan inanç istemleri ve hayat düzenlerini eleştirmesi, putlaştırılan seküler ilkeleri ve kâfir şahsiyetleri yermesi cihad olarak da değerlendirilebilecek helâl/meşru bir davranıştır. Ancak bu eleştiriler ve yermeler, değinilen sistemler ve düzenlerin, ilkeler ve şahsiyetlerin inançlıları ve bağlılarının Allah’a ve O’nun yasaları olan İslâm’a sövgü ve saldırılarına sebep oluyorsa, bu tür eleştiri ve sövgülerden kaçınmak lazımdır. Zira Allah’a ve O’nun düzenine tecavüz, yeryüzünde işlenebilecek en büyük azgınlıktır. Buna sebebiyet verilmemelidir. Verilmemesi gereğinin İslâmî kaynağını oluşturan âyette Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Allah’tan başka varlıklara yalvarıp sığınan kimselere sövmeyin ki onlar da kin ve cehaletten dolayı Allah’a sövmesinler: Zira biz her topluma kendi yaptıklarını güzel gösterdik. (Ama) zamanı geldiğinde onlar Rablerine döneceklerdir: O zaman Allah onlara bütün yaptıklarını (en doğru şekilde) anlatacaktır.” (En’am 108)
Anlamını sunduğumuz bu âyet, özellikle İslâmî sorumluluk taşıyan aydınlarımız, siyasîlerimiz, medya görevlilerimiz ve ilâhîyatçılarımız tarafından ölçü alınmalı ve duyarlılıkla uygulanmalıdır.
- Gayr-ı menkuller (taşınmazlar)in kiraya verilmesi mübah bir işlemdir. Meşruiyetinde ve getirisinin helâliyetinde hiçbir şüphe yoktur. Ancak gayr-i menkuller faiz, içki, kumar, zina ve anarşi gibi İslâmî yasakların işlenmesine ortam hazırlayacak şekilde, banka, kumarhane, meyhana, fuhuşhane ve gizli örgüt merkezi olarak kiraya verilemez.
Burada konumuzla ilgili olarak verilen örnekleri bir başka açıdan da değerlendirebiliriz. Örneğin ticaret helâl olmakla birlikte, içki içilmesine sebep olacağı için alkollü içki fabrikalarına üzüm dahil ham madde satmak ve içki ticareti yapmak da ictihadî haramdır.
Sosyal hayatımızdan alacağımız bazı örneklerle daha açıklamalarımızı sürdürelim.
- Fertler arasında sevgiye vesile olacağı için hediyeleşme mubah/helâl bir amel olmanın ötesinde Hz. Peygamberin öğütlediği ameldir. Ancak aralarında önceden oluşmuş hediyeleşme adeti yoksa, haram türden aracılığa ve adâletsizliğe sebep olacağı için memurlara ve hakimlere, faize kapı açabileceği için de alacaklılara hediye verilmesi, Peygamberimiz tarafından yasaklanmıştır.
- Evlenmek meşru olduğu halde, haram cinsel ilişkiye sebep olabileceği için, ölmüş kocasından ötürü dört ay on günlük iddetini (bekleme süresini) henüz bitirmemiş olan kadınla nikâhlanmak, (haram kılınmış türden tartışmalara ve düşmanlıklara sebep olabileceği için) pazarlığı devam eden mala pazarlık sonuçlanmadan teklif vermek, Cuma namazının kaçırılmasına vesile, kılınmamasına teşvik olacağı cihetle de Cuma vaktinde alış veriş yapmak...
Bütün bu ve bu gibi temelde helâl olan işler de haramlara vesile olacağı için yasak kapsamına alınmıştır.
Tam anlamıyla meşru / caiz bir işlem olduğu ve yapılırken hiçbir sakınca taşımadığı halde, irade dışında vaki olabilecek gelişmeler sebebiyle kötü zan, gıybet, iftira ve jurnal gibi haramlara sebep olabilecek davranışlarımız ve işlerimize açıklık getirmek de vazifemizdir.
Örneğin müfettiş, görevli, araştırmacı olarak gidilen içki, kumar ve fuhuş işletmeleri türü yerlerden, İslâm karşıtlığı ile bilinen kurumlardan ve de mü’minlerin sakıncalı bulduğu gizemli derneklerden çıkışta tanıdık kişilerle ve medya mensuplarıyla karşılaşılması durumunda tarafımızdan açıklama yapılmalıdır. Yapılmalıdır ki meşru amaçlı ve araçlı eylemlerimiz, haramlara sebebiyet vermesin.
Sevgili Peygamberimiz’in bu mevzuda gösterdiği hassasiyet bize örnek olmalıdır.
Mescidinde itikafta olduğu bir Ramazan gecesinde Peygamberimiz, kendisini ziyaret eden eşi Safiye annemizi gecenin karanlığında yolcu ederken, kendilerini gören ve acelece uzaklaşan iki sahabiyi durdurmuş ve onlara şöyle buyurmuştur:
- Bu kadın, eşim Safiye’dir. Onların,
“Uyarınıza gerek yoktu ya Resûlallah!” demeleri üzerine şu açıklamayı yapmıştır:
“Şeytan insanın kan damarlarında dolaşır. Ben onun kalplerinize şer tohumları ekmesinden korktum.” (Müsned-i Ahmed 6/337)
Günahlar; içimizi karartan, bunalımlarımızı artıran, toplumumuzu çökerten ve cehennem yollarını kazan eylemlerdir. Allah, yaptıklarımızdan haberdardır, işlenen fakat tövbelerle giderilmeyen günahlar, sahiplerini ağlatacaktır.
Gizli ve açık günahlardan da onlara sebebiyet verecek mubah / helâl işlerden de kaçınalım. Hutbemizi Nisa Sûresi’nden âyetlerle bitirelim.
“Bunlar Allah tarafından konulan sınırlardır. Kim Allah’a ve Elçisi’ne tabi olursa, Allah onu, mesken olarak içinden ırmaklar akan Cennet’e koyacaktır; bu büyük bir mazhariyettir. Kim de Allah’a ve Elçisi’ne isyan eder ve O’nun (koyduğu)
sınırları ihlal ederse, onu içinde yerleşip kalacağı ateşe atacaktır; ve onu alçaltıcı bir azap beklemektedir.” (Nisa 13–14)
Ali Rıza Demircan