
ALLAH’A GÜVEN
Bütün varlıkların ve insanlarınyaratıcısı olan Rabbimizin açıklamasına göre; «...İnsan zayıf yaratılmıştır.» (1)
Zira her an ölümlebaşbaşadır. Aklı ve duyu organlarının gücü sınırlıdır. Hayatım sürdüren vücutfaaliyetleri kendi yönetimi dışındadır. İnsan kendisi gibi zayıf insanlarlaiç içedir. İlâhî kanunların bir bölümünü teşkil eden tabiat kanunlarının daegemenliği altındadır.
İnsan zayıf olduğuiçindir ki güvenme ve sığınma ihtiyacındadır. İltica edilecek güçleribulunmadığını, bildiği halde ilme, emeğe,sermayeye, mevkie, soya, hatta merhamete dayanması güven duymaihtiyacını karşılamak, tedirgin olan ruhunu tatmin etmek içindir.
Tümü yaratık olan veinsan gibi acz alâmetlerini acıyan bu güven kaynakları aklını kullanabilen insanımşüphesiz mutlu edemez.
Ölümü öldüremeyen vegelmesi mümkün tehlikeleri engelleyemeyen bu güven kaynaklarının kendileri güvenemuhtaçtır. Çünkü devrin ilimi geçerliliğini, emek gücünü, sermaye egemenliğini,mevki sürekliliğini, soy ittifakını ve merhamet üstün kudretini yitirebilir.
Bu durumda akimikullanarak ve Rabbinin lütfuna uğrayarak Allah'a îman bahtiyarlığına ermiş müminelbetteki yaratılmış olan mezkûr güçlere değil onları yaratana dayanır.
Hükmü evrene, dünyaya,insanlara, bitkilere, hayvanlara ve ölüm ötesine geçen, dilediğini istediği anarzuladığı şekilde yaratan bilgisi engin, merhameti sınırsız Rabbine güvenir.
Allah'a güven; özelifadesiyle tevekkül İslâm Akidesinin gereği, müminin sıfatıdır. Rabbimiz şöylebuyurmaktadır:Enfâl Sûresi Âyet 2-4:«Allah anıldığı zaman yürekleri ürperen,kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğu zaman o âyetler imanlarını artıran,Rablerine tevekkül eden, namazlarını kılan ve kendilerine verdiğimiz nzıktanverenler (yok mu?) İşte onlar gerçek müminlerdir. Onlara Rablerinin katındadereceler, bağışlanma ve pek güzel nzık (lar) vardır.»
Aziz Müminler!
Mümin Allah'a îmanını sürdürdükçe yalnız ve yalnızAllah'a güvenecek ve dayanacaktır. Zira Allah'a " Süven ve dayanma İslâmî îman'ın bir olgunluk merhalesideğildir. Zarurî gereğidir.
Bunun İçindirki Kur'ân'da bu gerçek şöyle açıklanır; YunusSûresi Âyet 84:«...(Eğer Allah'a inandıysanız) gerçekten O'na teslimolan insanlarsanız yalnız ve yalnız O'na güvenin. O'na dayanın.»
Aziz Müminler!
İnsanlar dahil bütünmaddî varlıklara hâkim olan ve çok cüzî bir kısmım bilimlerle formüleedebildiğimiz sebep-netice ilişkileri Allah'ın koyduğu ve O'nundeğiştirebileceği yasalardır.
Meselâ; gıdayla hayat,yağmurla nebat, ateşle yan-ma, cinsî münasebetle nesil arasında sebep-netice.alâkasını kuran Allah'tır.
Mümin buna inanacak,Allah'ın koyduğu bu düzene bağlı kalacaktır. Bu ilâhî hikmetli çizgidensapılmaması inancıyla yalnız Allah'a güvenecektir.
Allah'a tevekkül; güvenilâhî bir kanun olan sebep-netice ilkesinin reddini, sebeplere bağlılığınıterke-dilmesini gerektirmez.
Çünkü Allah'a güvenAllah'ın çizdiği hat üzerinde olacaktır.
Sebeplere bağlanarakAllah'tan hayırlı netice beklemek, koyduğu ölçülere göre lûtfunu talebetmektir.
Zira sebebe neticekanununu koyan Allah'tır. O dilemezse sebep netice doğurmaz.
Sebepler kendiliğindennetice oluşturamaz. Neticeleri sebeplerde güç yaratan Allah'a bağlamamakinsanı kâfirliğe götürür. Aklı da çıkmaza sokar. Zira hiç bir sebep netice içinyeterli değildir.
Meselâ; insanınyaratılması için ana rahminde bir hücrenin döllenmesi sebebi zarurîdir. Ancakdöllenmiş bir hücreyi yalnız beyninde on milyar hücre bulunan insan neticesineyaratıcı sebep görmek akıl dışıdır.
Bunun akıl içi olabilmesiiçin bir tek hücreyiatmış trilyon hücreye ulaştıran Allah'a ve onun ilk hücreüzerindeki yapıcı kudretine inanmak lâzımda.
Mümin sebep-neticeilişkisini koyan Allah'a inanacak sebeplerde netice alma gücünü halkedenin deyalnız Allah olduğuna inanarak O'na güvenecektir.
Böyle olması gerektiğiiçindir ki Mevlâmız ve Peygamberimiz bize iki yönlü emirler vermektedir.Rabbimiz; çalışmamızı emretmekte, fakatyalnız çalışmamıza güvenmememizi, zira çalışma sebebini neticelendirecekyegâne nzık verici olanın yalnız kendisi olduğuna inanmamızı da emretmektedir.
Peygamberimiz;Hastalıklarımızı tedâvî ettirmemiziemretmekte, şifâ verici olanın ancak Allah olduğuna inanmamızı daemretmektedir.
Öz ifadeyle İslâm Dinisebeplere yapışmamızı fakat netice için yalnız Allah'a güvenip dayanmamız gereğinibildirmektedir.
Çalışan fakat Allah'agüvenmeyen, Allah'a güvenen fakat tedavi olmayan genel ilâhî yasaların dışındadır.
Dinimiz Allah'a özel biryakınlık derecesine ulaşmak gibi azın azı kulların erdiği yüceliklere sahipolmadan bu umumî kaidenin dışına çıkılmasını yasaklamıştır. Bunun içindir ki«Ya Resûlellah! Devemi bağlayıp da mı Allah'a tevekkül edeyim, yoksa salıveripde mi Rabbime güveneyim?» şeklinde soru yönelten bir saha-biye Peygamberimizşöyle buyurmuştur.
- (Önce) bağla,sonra tevekkül et. (2)
Müminler!
Burada gönülkulaklarımıza fısıldamak isteriz ki, koyduğu sebep netice kanunlarına uygun birşekilde sebeplere yapışarak Mevlâmızdan dilemek genel yasadır. Allah koyduğusebep netice kanunlarına uymaya mecbur değildir. Sevdiği kullarınadilediklerinde, lutfunu sebepsiz neticeler halinde de yağdırabilir.
İman mantığıyla ayarlıbir-kalple ancak kavranabilecek bu inceler incesi esasa işaret etmek içindirki Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:«Eğer siz Allah'a hakkıyla tevekküledebilseydiniz, sabahları aç karınla çıkıp akşamları tok karınla dönen kuşlarınrızıklandırıldıkları gibi siz de rızıklandırılırdınız.» (3)
Amelî hayatta müminlekâfir arasındaki farkı belirginleştiren Allah'a güven; tevekkül meselesidir.
a - Kâfir ve Münafıkbütün gücü ile sebeplere yapışarak çalışır.
b - Mümin de tüm gücü ilenedenlere bağlanarak çabalar.
Fakat kâfir ve münafıkyalnız çalışmasına, mümin ise çaba çizgisi üzerinde yalnız Allah'ına güvenir. Çünküsebeplere netice halkedecek olanın ancak Allah olduğunu bilir.
Sebeplere dayanıp daonlarda neticeye varma özelliğini halkeden Allah'a bağlanamamak ne kadar büyükbir gaflettir. -Ne azim bir nankörlüktür.
Allah'ın koyduğu helâl veharam düsturlarına iman etmiş göründükleri halde, helâl yollardan çalışıldığındayeterince kazanılamayacağı inancına saplanan ve bu batü inanç sebebiyleharamlara düşen bazı müminler üzülerek ifade edelim ki yukarıda değinilen gafletinve nankörlüğün failleri olmuşlardır.
Müminler!
Allah'a güven Allah'a imanın gereği olduğu içinKur'ân'ımızda şöyle buyrulur: [«ölümsüz diri olan (Allah)a dayan...» «Mutlakgalip ve merhametli olan Allah'a güven» «O göklerin ve yerin Rabbidir. Ondanbaşka (hakimiyetine boyun eğilecek) hiç bir ilâh yoktur. Onul vekil edin.»
«Allah kuluna yetmez mi?»] (4) Allahzülcelâle tevekkülün aczi yenen, güven veren mutlu eden faziletinden insankendisini nasıl yoksun kılabilir?
Müminler!
Kur'ân'ın ve Sünnetinölçülerine göre zâtına güvenenleri Allah sevdiğini bildirmekte ve müminlere şugüvenceyi vermektedir.
Talak Sûresi Âyet 2-3: «... Kim Allah'ın emirleri veyasaklarına aykırılıktan korunursa Allah O'na bir çıkış yolu yaratır ve onuümit etmediği yerden rızıklandırır.Her kim Allah'a güvenirse Allah onayeter...»
İman mantığı ve gönülneşesiyle bu ilâhî teminatın altında yaşayan mümin ne bahtiyardır.
Rabbine güvensiz âciz insan ne zavallıdır.
Hutbemizi bir hadîsle bitiriyorum!
«İnsanları öfkelendirmek;cezalarına uğramak bahasına (sözleri, işleri ve davranışları ile) Allah'ınrızasını taleb eden kişiye Allah yeter; onu insanların şerrinden korur... (One güzel vekil ve ne güzel yardımcıdır.)» (5)
1) Nisa, 28.
2) Et-Tac, 5/205.
3) a.g.e. 5/205.
4) Fûrkan, 58; Şuara, 217; Müzzemmil, 9; Zümer 36.
5) Et-Tac,5/206.


