
AHLAKIN KAYNAĞI, İNSANIN FITRATI VE HAK DİNDİR
Ahlâk;insanın iyi veya kötü olarak vasıflandırılmasına sebep olan, olumlu veyaolumsuz iradeli sözler,davranışlar ve işler bütünüdür.Peygamberimizin sevgilieşi Hz.Âişe'nin onun Kur'ân çizgisindeki yaşayışını Kur'ân Ahlâkı olaraknitelendirmesi bu tarifi doğrulamaktadır. Yüce Rabbimiz, insanlarıahlâk şuuru ile yaratmış, ahlâkî çıkışlara ve düşüşlere kabiliyetli kılmıştır.
Bunun içindir ki, adalet, merhamet, muhabbet, ziyaret eşitlik,doğruluk, vefakârlık, fakirlere yardım,büyüklere saygı, ana - babaya ikram, , tatlı dil, güler yüz,af,sabır,tevazu vehoş görü gibi açık ahlâkî güzellikleri tarihî asırlardan devrimize kadar bütüninsanlar ve cemiyetler yüceltmişlerdîr.
Aynı şekilde zina, zulüm, yalan, hıyanet, nefret, haset aldatma,gösteriş, kibir, iftira, istibdat gibi ahlâkî çirkinlileri de aşağılamışlardır.
İnsanın iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini ayırma sezisi ve kabiliyetiile yaratıldığı gerçeği Kur'ânımızda şöylece açıklanmıştır: « Nefse ve onu düzene sokana ve sonra da ona Fücûrunu ve Takvasını(Allah'a) andolsun.
Gerçekten nefsini aklayan kişi kurtulmuş/mutluluğa ermiştir. Onu)batıran kişi de zarara uğramıştır.» (1)
İnsanları, fıtratlarındabulacakları çift yönlü ahlâkî eğilimlerikavrama ve yaşamaya yetenekli yaratan Allah, onlara, yasaklarıyla Fücûrdan(batıl inançlar ve çirkinlilerden) sakınmaları, emirleriyle de Takvayı ( hakinançlar ve güzellileri) yaşamaları görevini yüklemiştir. Böylece onları mükâfatlandırmak veya cezalandırmakiçin denemeye uğratmıştır.
Aziz Mü'minler!
Açıklanmaya çalışıldığı üzere bütün söz, iş ve davranışları kuşatıcımuhtevasıyla ahlâkın kaynağı insan fıtratı(yaratılış düzeni) ve Yaratan'ın emirleri ve yasakların içeren HakDin'dir. Felsefî sistemlerin iddia ettiği gibi akıl, insanî tecrübeler,sosyalve ekonomik etkenler değildir. Ancak akıl, ahlâkı kavramada, tecrübeler ve sosyo-ekonomik etkenler deahlâkî yönlendirmede yardımcıdır.
Yaratılış düzeni ve ilâhî yasalar ahlâkın kaynağı kılındığı içindir ki,Hak Din olan İslâm'ın gayesi özetle iyiliğe ve kötülüğe istidatlı olarakyaratılan insanları Allah'a bağlamak ve güzel ahlâka yönlendirmektir
Sevgili Peygamberimiz(S.A.V.): «Ben güzel ahlâkı tamamlamakiçin gönderildim.» (2) buyururken bu gerçeği dile getirmiştir.
Fıtrat düzeninin kavrayıcıözelliği varsa da bütün güzellikleri ve çirkinlikleri kavrayamaz ve yönlendiremez. Bu sebeple inşanı ahlâkî değerlerle yüceltenHak Din'dir. Bir diğer anlatımla Allah'a, O'nun buyruklarına, Âhiret Günü'ne,Cennet ve Cehennem'e imandır.
Mü'min inancının gereğiolarak bilir ki yaratan Allah'dır. O, bilici, görücü ve işiticidir. İnsanlarıhuzurunda muhakeme edecek ve ahlâkî yüceliklerle bezenenleri Cnnet'lemükâfatlandıracaktır. Çünkü Allah; İhsan edicidir. Yardım eden kullarını severve onlara yardım eder.
Âdildir. Adaletten yanaolan kullarından hoşnut olur.
Merhametlidir.Şefkat gösterenlere acır. Af edicidir. Müsamahakâr mü'minleri bağışlar.Sabredicidir. Sabreden kullarını başarıya erdirir. Büyüklük ona mahsustur.Alçak gönüllü kullarını yükseltir.
Güzeldir, sözlerin,davranışların ve işlerin güzelini kabul eder ve mükâfatlandırır. İşte bu îmanmü'mini, İslâmî kurallar çizgisinde güzelliklere erdirir ve onuçirkinliklerden korur.
Mü'mini ahlâklıolmaya yönelten îmanı olduğu için o, dışbaskınlardan korunma veya menfaat edinmegayesiyle değil, Allah'ın rızasını kazanmak ve ebedî saadete ermek emeliyleahlâkını geliştirir ve korur.
Ahlâklı bir hayat yaşamakuğrunda uğrayacağı kayıplar, çekeceği sıkıntılar, katlanacağı mahrumiyetler,mü'mini ahlâkî doğrultudan ayıramaz.
Çünkü mü'min için ahlâk ölçüleri zamana,fertlere ve topluma göre değişmez.Ahlâkın yönlendirici kaynağı Allah'ın Kitabı Kur'ân ve Sevgili Peygamberimizin Ku'ânıörneklendiren hayatı olduğu için mü'mini yönlendirecek ahlâkî kurallar belirlidir. Bu kurallarınbütünü İslâmî iman ve hayat düsturlarıdır.
Aziz Mü'minler!
Hiç şüphe edilmemelidirki laik ahlâk mantığının hâkim olduğu cemiyetimiz İslâmî iman ve yaşamkurallarından dolayısıyla güzel ahlâkdan yoksun olduğu için bunalımlıdır. İyice bilinmelidir ki, faizi,karaborsacılığı, rüşveti, umumî ve hususî birleşme evleri, meyhaneleri,spor-toto ve millî piyango gibi modernkumarları bol olan bir cemiyet; karı ile kocası, ebeveyn ile evlâdı, talebe ilehocası arasında sevgi ve saygı olmayan bir cemiyet; yalancı, entrikacı ve muhterisfertlerden kurulu bir cemiyet İslâmî inançlar ve yaşayıştan, dolayısıyla güzelahlaktan yoksundur.
Mü'minler!
Allah'a ve Âhirethayatına imanla yoğrulmayan insanfıtratının, felsefi sistemlerin,ekonomik büyümelerin ve de ilmî veteknolojik gelişmelerin insanlarıahlâkî değerlere yöneltmeye gücü yoktur. Misallendirirsek şöyle diyebiliriz:
a - İktisadî kalkınma sosyal adaleti ihtiva etmez.
b - Altın uçlu kalemleriniyiyi güzeli ve doğru olanı yazma özelliği yoktur.
c - Otomobil barışagötürmez. Uçaklar sevgi taşımaz.
d - Matematik insanhaklarına saygının formüllerini vermez.
e - Hastalıkları tedavieden Tıbbın tecavüzleri, katliamları önlemek gücü yoktur.
f - Nükleerenerji adalet ve af üretmez.
Maddî kuvvet, ilim veteknik ancak iyiye, güze hayatı olduğu için mü'mini yönlendirecek ahlâkî kurallar belirlidir. Bu kurallarınbütünü İslâmî iman ve hayat düsturlarıdır. le, doğruya yönelmek isteyenlerehayra ulaşmada metot ve sürat kazandırır.
Evet, gerçek anlamdaahlâkı kaynaklandıran ve hedeflendiren Peygamberlerin ve Peygamberlerinsonuncusu Hz. Muhammed'in tebliğ ettiği Hak Din İslâm'dır.
Aziz Mü'minler!
Rabbimiz güzel,Kur'ân'ımız güzel, Peygamberimiz güzel, dünyamız güzel, Hak'ka bağlı insanlargüzel, ahlâkı bütün olanlarımız için ölüm sonrası ebedî hayat güzelken ahlâkîdeğerlerle güzelleşmek elbette amacımız olmalıdır. Çünkü güzel yaşayış anlamınagüzel ahlâk değer ölçümüzdür.
Peygamberimiz ne güzel buyururlar:«Mü'minlerin endeğerlisi ahlâkı güzel olandır.» (3)
Nefsimi ve sizleri GüzelAhlâk'ın geliştiricisi olan Hak Dinİslâm'ı yaşamaya davet eder, hutbemizi Peygamberimizin sık sık yaptığı ve yapmamızıöğütlediği bir dua örneği ile bitiririm.
«Allahım! Vücudumu güzelyarattığın gibi ahlâkımı da güzelleştir. Beni ateş azabından (ve ona düşürecekçirkinliklerden) koru.»
1) Şems, 7-10.
2) Mişkâtül-Mesâbîh, Hadis No: 5096.
3)C. Sağır, 1/51.


